1. Haberler
  2. Gündem
  3. Dijital ve Fiziksel Ölümsüzlükte Çığır Açan Son Gelişmeler

Dijital ve Fiziksel Ölümsüzlükte Çığır Açan Son Gelişmeler

Bilim insanları, dev simülasyon yatırımları ve oyun oynayan canlı beyin hücreleriyle dijital ölümsüzlük yolunda çığır açan gelişmelere imza attı.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Dijital veya fiziksel ölümsüzlük alanındaki ilerlemeleri ele aldığımız önceki yazımızın ardından, bu konuda çalışan bilim insanlarının adeta bir işaret beklediği anlaşıldı. Zira hemen sonrasında bilim dünyasını kökten sarsacak oldukça dikkat çekici gelişmeler peş peşe yaşandı.

DÜNYA SİMÜLASYONU

Bundan sadece birkaç hafta önce, “Simile” adını taşıyan bir yapay zekâ girişimi, dikkat çekici bir başarıya imza atarak 100 milyon dolarlık büyük bir yatırım çekti. Bu girişimin temel amacı, dünya üzerindeki tüm insanların davranışlarını, bir başka deyişle, tüm insanlığı sanal bir simülasyon ortamında detaylı bir şekilde gözlemlemektir.

Peki, tüm insanlığı simüle etmenin ne gibi yararları olabilir? Şimdilik, bu teknolojinin daha çok pazarlama uygulamalarında kullanılabileceğinden söz ediliyor. Örneğin, bir şirket, ürünlerini raflara en etkin şekilde nasıl yerleştireceğini ve tüketicilerin buna ne tür tepkiler vereceğini bu “sanal insanlar” üzerinde test ederek, aylar sürecek geleneksel pazar araştırması süreçlerinden kurtulabiliyor.

Ancak bu girişimin muhtemelen çok daha farklı uygulama alanları da zamanla ortaya çıkacaktır. Milyarlarca “sanal insan”ın, farklı dilleri konuşan, farklı inançlara sahip bireyler olarak sanal bir dünyada bir arada olduğunu hayal edin. Bu sanal varlıklar birbirleriyle iletişim kuruyor, anlaşmalar yapıyor, seviyor, kavga ediyor, uyuyor ve yaptıkları her an anlık olarak takip edilip kayda geçiriliyor.

Elbette, bu durum çok ilginç sonuçlar doğuruyor. İstediğiniz kadar sanal dünya yaratabilir, içinde birbirinden apayrı ortamlar kurgulayabilirsiniz. Örneğin, yalnızca tek bir dilin konuşulduğu bir dünya veya iki dilin hâkim olduğu bir dünya. Belki de tek dinli, 100 kişilik bir topluluktan oluşan veya tam tersi 100 milyar bireyden meydana gelen bir evren. Herkesin tamamen iyi ya da tamamen kötü olduğu bir senaryo. Hatta dijital insanlara “Burası cennet” ya da “Burası cehennem” dediğiniz, veya “Yakında öleceksiniz ve sonra burada yaptıklarınıza göre sizi başka bir dünyaya yerleştireceğiz” şeklinde açıklamalar yaptığınız bir evren. Kısacası, hepimizin hayatlarının sanal bir “laboratuvarda” farklı koşullar altında değerlendirildiği, veri toplandığı ve bu verilerin gelecekte belki de gerçek (?) yaşamlarımızı etkilemek için kullanılacağı bir geleceğe doğru ilerliyoruz.

Sadece burada bahsettiğimiz gelişmeleri göz önünde bulunduralım – ki aslında bunlardan daha farklı gelişmeler de mevcut. Gerçek bir beynin dijital ortama aktarılması (sinek örneği), gerçek bir beynin minik bir kopyasına bir bilgisayar oyununun öğretilmesi ve bu kopyanın gerçek hayatta oyunu oynamasının sağlanması, milyarlarca insanın verileriyle kapsamlı bir insanlık simülasyonunun oluşturulması gibi…

Geçtiğimiz yazımızda, Oxford Üniversitesi’nden Profesör Nick Bostrom ve onun meşhur simülasyon teorisinden bahsetmiştik: “Hepimiz bir simülasyonun içinde yaşıyor olabiliriz, çünkü bundan yüzlerce, binlerce, belki de milyonlarca yıl sonra torunlarımız, ‘Acaba bizim atalarımız nasıl bir dünyada yaşamışlardı?’ merakıyla bugünleri simüle ediyor olabilirler.”

Ancak benim kanaatimce böyle bir geleceğimiz olmayacak. Evet, insanlığı simüle etme çabasındaki girişimler veya benzeri kuruluşlar böyle bir simülasyon ortamını belki mümkün kılacaklar. Fakat bizler (veya bir sonraki nesil), torunlarımızın torunlarına nasıl yaşadığımızı kendimiz anlatacağız. Zira bir şekilde zihinlerimiz dijital veya fiziksel olarak varlığını sürdürmeye devam edecek.

SANAL (AMA GERÇEK?) MEYVE SİNEKLERİ

2024 yılında bilim insanları, büyük bir başarıya imza atarak bir meyve sineğinin beyninin eksiksiz haritasını (konektomunu) çıkarmışlardı. Hangi hücrenin beyinde nerede yer aldığı ve hangi hücreden hangisine sinyal gittiği tek tek kaydedilmişti. Bu çalışmanın ardından, başka araştırmacılar bu haritayı temel alarak, “Acaba bu sinek; yemek yeme, hareket etme gibi kararları nasıl alıyor?” sorusuna yanıt bulmak amacıyla basit bir davranış modeli oluşturdular. Beyin haritası ile davranış algoritmaları bir araya geldiğinde ortaya başarılı bir dijital “sinek beyni” çıktı.

Ancak bu zihnin, işlev görebilmesi için bir bedene ihtiyacı vardı. Birkaç hafta önce, EON adında bir girişim, bu sanal sinek beynini alıp sanal bir sinek bedenine “entegre etti”. Bunu, bir robotun kafasını başka bir mekanik gövdeye bağlamak gibi düşünebilirsiniz.

Sonuç mu? Sanal sinek beyni, sanal bedenini otonom bir şekilde, gerçek hayattaki bir sinek gibi yönlendirmeye başladı. Yaratılan sanal ortamda serbestçe dolaşıyor, gerçek bir sinek gibi ayaklarını ovuşturuyor, şekerli yiyeceklere doğru yöneliyor ve acı olanlardan uzaklaşıyordu; kısacası, tam bir sinek gibi hareket ediyordu.

Lütfen bu durum üzerinde biraz düşünelim: Sadece haritası çıkarılmış bir beyin, basit bir davranış modeli ve sonradan verilmiş sanal bir beden, nasıl olur da gerçek bir canlı gibi davranabilir? Kimse bu sineğe kodlar aracılığıyla “Şunu yap” dememiş olmasına rağmen, nasıl gerçek hayattaki bir sinek gibi hareket edebilir?

Burada, bir simülasyon içinde yaşayan ve muhtemelen bir simülasyonda olduğunun farkında bile olmayan otonom bir varlıktan bahsediyoruz. (İnternette “fruit fly simulation video” diye arama yaparak çıkan videoları izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.)

BİR AVUÇ BEYİN HÜCRESİ

Geçtiğimiz haftalarda daha da enteresan bir gelişme yaşandı. Cortical Labs isimli bir kuruluştaki bilim insanları, küçük bir laboratuvar kabına sığacak miktarda insan sinir hücresini bir bilgisayara bağladılar ve bu “bir avuç hücreye” efsanevi “Doom” oyununu oynamayı öğrettiler.

İnsan beyninde yaklaşık 86 milyar sinir hücresi bulunmaktadır. Bu deneyde ise bunlardan sadece 200 bin tanesi alındı, bir çipe bağlandı ve bir bilgisayar oyunu oynatıldı. Peki bu başarı nasıl elde edildi? İlk olarak, gönüllü bir kişiden kan alındı. Bu kandaki akyuvarlar kök hücreye, ardından da sinir hücresine dönüştürülerek çoğaltıldı. Yani beyni açmadan, kişiye ait canlı nöronlar elde edilmiş oldu. Bu sinir hücreleri, elektrik sinyalleri aracılığıyla bilgisayarla iletişim kurdu. Oyunda ne olup bittiği bilgisi hücrelere sinyal olarak iletildi; onlar da zamanla oyunu öğrenerek “Sağa dön, ateş et” gibi kararları bilgisayara geri bildirdiler.

Aynı araştırmacılar, bir sonraki aşamada “Pokemon” oyununu oynatmayı planlıyorlar. Elbette temel hedef sürekli bu tür oyunlar oynatmak değil, özellikle tıbbi alandaki araştırmalara önemli katkılar sağlamaktır.

Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken başka konular var. Acaba o oyunu oynayan hücrelerin belirli bir bilinci var mı? Oyun oynarken bir şeyler hissediyorlar mı? Gelecekte, kendi sinir hücrelerimizle, bir anlamda kendi beynimizle çalışan makineler üretebilecek miyiz? Bir pilotun beyin hücreleri bir uçağı veya dronu yönetebilecek mi? Kendi beyin hücrelerimizi bir bilgisayara veya telefona yükleyip 7/24 iş yapar hale getirecek miyiz?

YAPAY ZEKÂ GİRİŞİMLERİ

Geçtiğimiz günlerde “Globalink” isimli ilginç bir Türk yapay zekâ girişimiyle tanıştım. Ürününüzü sisteme girdiğinizde, dünyadaki birçok farklı e-ticaret platformunda ürününüzü otomatik olarak listeliyor ve satışa sunuyorlar. Ülkemizin, bu tarz pratik sorunlara çözüm üreten girişimlere çok ihtiyacı var. Özellikle son dönemlerde değeri daha iyi anlaşılan teknolojide dışa bağımlı olmama durumu, ülkemizin daha parlak bir geleceğe sahip olması için kritik öneme sahip. Bu nedenle, bu sayfada zaman zaman ilginç bulduğum Türk girişimlerinden bahsetmeyi planlıyorum. İlginç sorunlara yenilikçi çözümler sunan tüm Türk girişimleri bana ulaşabilir.

Dijital ve Fiziksel Ölümsüzlükte Çığır Açan Son Gelişmeler
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter