1. Haberler
  2. Gündem
  3. Türkiye’de Basın Özgürlüğü Krizi: Anayasal Haklar ve Muğlak Yasalar Arasındaki Gerilim

Türkiye’de Basın Özgürlüğü Krizi: Anayasal Haklar ve Muğlak Yasalar Arasındaki Gerilim

Türkiye'de anayasaya rağmen muğlak yasalarla gazeteciler hedef alınıyor. Yargılamalar ifade özgürlüğünü ve hukuk devleti ilkelerini tehdit ediyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye, düşünce ve ifade hürriyeti konusunda uluslararası arenada geride kalmaya devam ederken, ülkenin kendi anayasasında güvence altına alınan temel haklar ile uygulamadaki yasalar arasındaki büyük çelişki dikkat çekiyor. Özellikle gazetecilerin hedef alındığı bu durum, hukukun üstünlüğü tartışmalarını beraberinde getiriyor.

Anayasal Güvenceler ve Medya Özgürlüğü

Dünya genelinde düşünceyi ifade etme, yayınlama ve medya özgürlüğü sıralamasında Türkiye, ne yazık ki en alt sıralarda yer alan ülkelerden biri konumundadır. Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın belirgin üç maddesi, basın ve ifade özgürlüğünü açıkça teminat altına almaktadır.

Anayasa’nın 25. maddesi, “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.” derken; 26. maddesi, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.” hükmünü içermektedir. Ayrıca, Anayasa’nın 28. maddesi ise, “Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” şeklinde basın özgürlüğünü tanımlar.

Muğlak Yasalar ve Anayasa İhlalleri

Ne var ki, Türk hukuk sisteminde yer alan ve “gerçeğe aykırı bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yaymak”, “cumhurbaşkanına hakaret etmek”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve aşağılamak” gibi belirsiz ve yoruma açık ifadeler içeren yasalar, Anayasa’nın 25., 26. ve 28. maddelerinin sürekli olarak ihlal edilmesine yol açmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nda yer alan bu tür hükümlerin Anayasa’ya aykırı olduğu açıktır ve ilk iktidar değişikliğinde yürürlükten kaldırılması gerekmektedir. Zira demokratik bir hukuk devleti ilkesine göre, hiçbir yasa Anayasa’ya ters düşemez; Anayasa, tüm yasaların üstündedir. Normal şartlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanan bir yasal düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunun tespiti halinde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi beklenir. Ancak Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin işlevsizleştirilmesi nedeniyle, Anayasa’ya aykırı kanunlar dahi uygulamaya konabilmektedir.

Hükümetin Tutumu ve Gerçekler

Anayasa’ya aykırı kanunların uygulandığı bir ülke, nitelikli bir hukuk devleti sayılmamalıdır. Bu bağlamda, AKP hükümetinin sıkça dile getirdiği, “Gazeteciler gazetecilik yaptıkları için değil, yasayı çiğnedikleri için tutuklanıyor, yargılanıyorlar, kimse yasanın üzerinde değildir” şeklindeki beyanatlar, gerçeklikten uzak, içi boş ifadelerden başka bir şey değildir!

Asıl temel sorun ise hükümetin, kendisini Anayasa’nın üzerinde bir güç olarak konumlandırmasıdır!

Yargılamadaki Belirsizlikler ve Hükümetin Ölçütleri

Peki, bir bilginin gerçeğe aykırılığını ve kamu barışını bozup bozmadığını; bir ifadenin eleştiri mi yoksa hakaret mi teşkil ettiğini; veya bir şahsın halkı kin ve düşmanlığa sevk edip aşağıladığını hangi kriterlere göre kim belirleyecektir?

AKP’nin bakış açısına göre, bu tür değerlendirmeleri yapma yetkisi tamamen kendisindedir! AKP iktidarını eleştirmek ya da AKP iktidarının menfaatlerine aykırı yayınlar yapmak, bu bahsi geçen “suçlardan” birini işlemiş olmanın temel ölçütü olarak kabul edilmektedir!

Mevcut Yasal Yaptırımlar ve Faşist Uygulamalar

Bir yayında hatalı bir bilginin yer aldığının yasal yollarla ispatlanması halinde tekzip yayımlama veya tazminat ödeme gibi yaptırımlar, yahut bir hakaretin hukuki olarak kanıtlanması durumunda yine tazminat ödeme gibi müeyyideler mevcut yasalarda zaten bulunmaktadır. Bu mevcut mekanizmaların ötesinde, bu sözde “sahte suçlar” için hapis cezasını öngörmek; gözaltı, tutuklama, ev hapsi ve yurtdışına çıkış yasağı gibi ağır tedbirleri uygulamak ise düpedüz faşist bir yaklaşımdır.

Son yıllarda Türkiye’de çok sayıda gazeteci ve yazar, bu faşist nitelikteki uygulamalar neticesinde gözaltına alınmış, tutuklanmış, ev hapsi ve yurtdışına çıkış yasağı gibi cezalarla karşılaşmıştır.

Mağdur Gazeteciler

Bu mağduriyetlere örnek teşkil eden gazeteci ve yazarlar arasında Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Müyesser Yıldız, Murat Ağırel, Timur Soykan, Sedef Kabaş, Özlem Gürses, Merdan Yanardağ, Fatih Altaylı, Enver Aysever, Ergun Poyraz, Ercüment Akdeniz, Elif Akgül, Yıldız Tar, Emin Aydın, Suat Toktaş, İsmail Saymaz, Furkan Karabay, Alican Uludağ ve İsmail Arı gibi isimler bulunmaktadır.

Güncel durumda ise Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı hâlâ cezaevinde tutuklu olarak bulunmaktadır.

Ulusal Güvenliğe Tehdit

Ortadoğu bölgesinin yoğun savaş ve istikrarsızlık girdabına sürüklendiği bu kritik dönemde, ulusal birliğin güçlendirilmesi hayati önem taşırken, AKP hükümeti tam tersi bir tutum sergilemektedir. Bir yandan milyonlarca seçmeni temsil eden ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne, diğer yandan da halkın haber alma hürriyetini güvence altına alan gazetecilere, yazarlara ve medya mensuplarına uyguladığı baskılarla toplumsal kutuplaşmayı giderek artırmakta ve ulusal güvenliği ciddi biçimde tehdit etmektedir!

Türkiye’de Basın Özgürlüğü Krizi: Anayasal Haklar ve Muğlak Yasalar Arasındaki Gerilim
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter