Eski Tahran Büyükelçisi Bozkurt Aran, Ortadoğu’da bir ayı aşan gerilime dair çarpıcı tespitlerde bulundu. Aran, bölgedeki mevcut dinamiklerin İran’ın iki bin yıllık tarihsel varlığı ve coğrafi konumuyla şekillendiğini vurgularken, güncel gelişmeleri “ABD poker oynuyor, İran ise satranç” sözleriyle özetledi. Cumhuriyet gazetesinin sorularını yanıtlayan Aran, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemine ve İran’ın bu süreçte gösterdiği dirence dikkat çekti.
İran’ın Bölgesel Etkisi ve Vekil Güçler
1979’da iktidara gelen İran yönetiminin ABD ve İsrail karşıtı bir duruş sergilediğini belirten Bozkurt Aran, İran’ın neredeyse 45 yıldır süregelen bu çatışmaya hazırlandığı değerlendirmesini yaptı. İki milyar Müslüman nüfusun yaklaşık 170 milyonunun Şii olduğunu hatırlatan Aran, İran gibi büyük bir ülkenin başına, Şiiliği önceleyen, Mesih gelene kadar ulemanın aktif olduğu yeni bir yönetim geldiğini ve bu yönetimin kendisini “Dünyadaki Şiilerin hamisi benim” olarak konumlandırdığını ifade etti. Hamilik anlayışının Devrim Muhafızları’na verildiğini belirten Aran, Devrim Muhafızları’nın komşu ülkelerdeki Şii toplulukları arasında “bozucu (disruptive)” ve dönüştürücü bir süreç başlattığını dile getirdi. Bu yapının mali ve insan kaynakları sağlayarak Hizbullah, Hamas, Husiler ve Haşdi Şabi gibi güçlü silahlı gruplar oluşturduğunu ve bunun bölgeyi rahatsız ettiğini söyledi.
Söz konusu grupların “vekil güçler” olarak anılmasına karşın, İran’ın onları “hamisi olduğu” yapılar olarak tanımladığını, Devrim Muhafızları’nın ise bu oluşumları silahlı ve etkili güçlere dönüştürdüğünü aktardı. Aran, İran’ın 2015’te kapsamlı bir nükleer anlaşma yaptığını, ancak anlaşmanın tüm şartlarını tam olarak yerine getirmediğini, kendisinden beklenenden fazla uranyum zenginleştirdiğini ve bu anlaşma aracılığıyla uluslararası sistemin bir parçası olmaya çalıştığını belirtti. Ancak birinci Trump döneminde ABD’nin bu anlaşmadan çekildiğini hatırlattı.
İran’ın Bölünme İhtimali ve İç Yapısı
Aran, İran’ın parçalanma ihtimaline ilişkin olarak, ülkede az sayıda Beluci ve Kürt nüfusunun bulunduğunu, ancak Devrim Muhafızları’nın bu gruplar üzerinde çok sert bir şekilde hareket etmesi nedeniyle silahlanmaları ve işin bölünmeye kadar gitmesinin pek olası olmadığını düşündüğünü belirtti. Kanısınca İran’ın bütünlüğünü koruyacağını dile getirdi.
Devlet İçinde Devlet: Devrim Muhafızları
Devrim Muhafızları’nın yapısını açıklayan Bozkurt Aran, Humeyni’nin ordunun bir gün kendisine darbe yapmasını engellemek amacıyla paralel bir ordu olarak Devrim Muhafızları’nı kurduğunu ve böylece İran’da iki ordunun oluştuğunu anlattı. İki ordu arasındaki en büyük farkın, Devrim Muhafızları’nın doğrudan dini lidere bağlı olması olduğunu vurguladı. Ayrıca bunlara ek olarak, halkta isyan veya gösteriler olduğunda ortaya çıkan ve sertlik gösteren, daha çok “sokağın muhafızları” gibi çalışan milis güçler olan Besic’in de bulunduğunu ekledi.
Bu iki ordulu sistemin tezatlıklara yol açıp açmadığı sorusuna ise Aran, hayır yanıtını verdi. Devrim Muhafızları’nın dini lidere doğrudan bağlı olması nedeniyle her zaman üstün taraf olduğunu ifade etti.
Halkın Direnci ve Yabancı Müdahalenin Etkisi
Saldırılardan kısa bir süre önce İran’da yönetime karşı eylemler olmasına rağmen beklenen iç isyanın çıkmadığı, hatta halkın konsolide olduğu iddialarına ilişkin olarak Aran, İran’da her 10 yılda bir çok ciddi halk hareketleri yaşandığını, ancak bu hareketlerin Devrim Muhafızları ve Besic’ler tarafından acımasızca bastırıldığını hatırlattı. Trump’ın bu toplumsal hareketlere güvendiğini ve “Zaten istikrar yok, ben de saldırırsam devrim çöker” diyerek hata yaptığını dile getirdi. Aran, Trump’ın İran’ı ve İranlıların zihinsel kodlarını dikkate almış olsaydı böyle bir adım atmayacağını belirtti. ABD ve İsrail’in bu hamlesinin sadece rejimi konsolide ettiğini, zira Şiiliğin özelliğinin acıya “mukavemet ve sabır” olduğunu, bunların İranlıların zihninde yer tutan köşe taşları olduğunu ve ABD ile İsrail’in bunu yeni öğrendiğini söyledi.
Savaştan önce sokağa çıkan muhaliflerin bile konsolide olup olmadığı sorusuna ise Aran, muhalifleri ezici bir çoğunluk olarak düşünmenin hata olacağını, halkın sokağa çıkma eğilimi olmakla birlikte çıkanların sadece muhalifler olmadığını, sıradan ve rejimle kavgası olmayan insanların da sokağa indiğini ifade etti. ABD ve İsrail’in saldırıları başlayınca işlerin değiştiğini, bir de Trump’ın “Sokağa çıkın” diye İran halkına seslenmesinin ters teptiğini belirtti. 1953 yılında Musaddık’a karşı ABD ve İngiltere’nin müdahalesinin, sıradan İranlı gözünde en büyük “günah” olarak yerini koruduğunu ve yabancı bir müdahalenin İran’ı birleştirdiğini vurguladı.
Savaş Sonrası Mollaların Durumu ve Hürmüz Boğazı’nın Gücü
Savaş sonrası mollaların durumunun ne olacağı ve bir hesaplaşma yaşanıp yaşanmayacağı konusunda Bozkurt Aran, mollaların bu savaştan mutlaka bazı sonuçlar çıkaracaklarını, rejimi yumuşatıp belki daha liberal bir sisteme dönmek isteyebileceklerini ancak yakın gelecekte rejimin yıkılmasının zor olduğunu düşündüğünü söyledi. Çünkü İran ve mollaların elinde kullanabilecekleri büyük bir güç olduğunu ekledi.
Aran, İran için Hürmüz Boğazı’nın büyük bir güç olduğunu yineledi. Boğazı kapattığı zaman kendisinin de petrol satmakta zorluk çekeceğini ancak diğer ülkeleri daha kötü bir duruma düşüreceğini belirtti.
İran’ın bu gücü şu an kullandığına ve bunun savaşın geleceğini nasıl etkileyeceğine dair soruya Bozkurt Aran, bu savaşın kolay kolay bitmeyeceğini ifade etti. Hürmüz’e sahip olmanın avantajının hafife alınamayacağını, boğazın en dar yerinin 40 km olduğunu, İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan sıradan topun menzilinin de 40 km olduğunu ve Hürmüz’ü tutmak için çok büyük elektronik sistemlere gerek dahi olmadığını vurguladı. Coğrafyanın oluşturduğu kaderin hakim unsur olduğunu unutmamak gerektiğini söyledi. Savaşın bitmesi için İran’ın ABD’den nasıl bir güvence isterse kendini güvende hissedeceği ve böyle bir güvencenin mümkün olup olmadığı sorularına ise tek bir güvencenin mümkün olduğunu söyledi: O da Hürmüz Boğazı’nda tam yetkili, egemen güç olarak İran’ın tanınması. Bunun şu an gündemde olan bir husus olmadığını ancak savaşın gidişatı sırasında akla gelebileceğini düşündüğünü ekledi.
Fiili olarak zaten böyle olup olmadığı sorusuna karşılık Aran, bunun resmiyete dökülmesi halinde İran’ın savaşı yumuşatılabileceğini belirtti. İran’da saldırılarda insanlar öldüğünde ABD’deki gibi bir tepki olmadığını, her ülkenin zihninde belli kalıplar bulunduğunu ifade etti.
İran’ın Stratejik Hamleleri: Satranç Oyuncusu
İran’ın 20 gün sonra 4 bin km’ye yakın menzili olan bir füze kullanmasının dikkat çekici olduğunu belirten Aran, bunun çok önemli bir detay olduğunu söyledi. İran’ın bu silahını ilk anda değil, günler sonra gösterdiğini, bunu soğuk hariciyeci mantığıyla anlamlandırmak gerektiğini vurguladı. İran’ın bu füzeyi kullanacağı zamanı önceden belirlediği ve zamanı geldiğinde kullandığı anlaşılıyor. “ABD poker oynarken, İran satranç oynuyor” diyen Aran, İran’ın hangi adımı, hangi aşamada, ne şekilde atacağını önceden belirlemiş durumda olduğunu, ABD’nin ise masaya daha büyük paralar koyarak hatta blöf yaparak rakibini korkutmaya çalıştığını dile getirdi.
“Garanti” İbaresi Yetmez
Gerginliği sona erdirecek şeyin İran’a verilecek garanti olduğunu ancak mevcut durumda İran’ın anlaşmalarda yer alacak “garanti” ibaresi ile tatmin olmayacağını düşündüğünü belirtti. İran’ın neyi kabul edeceği, neyi reddedeceğinin belirsizliğini artıran unsurlar olduğunu ekledi.
Hark Adası’nın ABD tarafından işgal edileceği konuşmalarına da değinen Bozkurt Aran, ABD ve İsrail’in binlerce hedef vurduğunu, altyapıyı yok etmeye çalıştığını ve tüm bunların sonucunda halkın sokağa çıkmasını istediğini belirtti. Ancak bunun ters teptiğini gördüklerini ve işin uzamaya başladığını söyledi. Buna karşılık Hark Adası’nı işgal edeceğini söyleyen ABD’nin, adaya 2 bin 500 kişi indirmesi halinde o kişilerin İran’ın rehinesi olacağını ve ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar teker teker avlanacaklarını düşündüğünü dile getirdi. Böyle bir hata yapmayacaklarına inandığını ifade etti.
Savaşın Uzaması, Seçimler ve “Kağıttan Kaplan” Miti
Savaşın uzamasının İran’a yararken ABD’ye yaramayacağı yönündeki görüşleri değerlendiren Aran, İsrail’de Ekim’de, ABD’de ise Kasım ayında seçimler olduğunu hatırlattı. Kasım’da ABD’de Temsilciler Meclisi’nin tamamı, Senato’nun üçte birinin değişeceğini ve bu seçimlerde Cumhuriyetçilerin ciddi bir kayba uğrama riski olduğunu belirtti. Bunu engellemek için bazı önlemler almak zorunda olduklarını, yani Trump’ın bir-iki hafta içinde savaşın sonuna yönelik bir işaret vermesi gerektiğini dile getirdi.
Ateşkes iddialarını da değerlendiren Bozkurt Aran, ateşkesin mümkün olmadığını, bu durumun karşılıklı roket, füze atmayla devam edeceğini ve hiç kimsenin kazançlı çıkmayacağını söyledi. En büyük sorunun ABD’nin İranlının zihin yapısını ve kültürel kodlarını dikkate almadan savaşa başlaması olduğunu vurguladı. Suriye’nin karışmasıyla milyonların Türkiye’ye geldiğini, ancak İran’da sıkıntı olduğunda tersine bir durum yaşandığını, Türkiye’deki İranlıların ülkelerine döndüğünü örnek verdi.
“Kağıttan kaplan” olarak nitelendirilen İran’ın dünyaya rüştünü ispatlayıp ispatlamadığı sorusuna ise Aran, iki temel noktaya dikkat çekti: Birincisi, İran’ın bu coğrafyada 2 bin yıldır var olduğu; ikincisi ise coğrafya şartlarının dikte edici olduğu gerçeği. Hürmüz Boğazı’nın bir coğrafya olduğunu ve Körfez’deki ülkelerin zayıflığının da coğrafyanın diğer bir gerçeği olduğunu belirtti. Bu saldırılara tahammül gücünü kanıtlayan İran’a bakışın değişeceğini düşündüğünü ifade etti. Günün sonunda coğrafyanın ne emrediyorsa o olacağını, gücün coğrafya ile uyumlu hale geldiğinde sonuç alınacağını ve İran’ın şu an bunu soğuk bir mantıkla götürdüğünü söyledi. ABD’nin ise zaman baskısı içinde olduğunu ve kısa zamanda bir şeyler yapmak zorunda olduğunu ekledi. Özetle, İran’ın kaybedecek az, ABD’nin ise çok şeyi olduğunu belirtti.
Zamanın İran’ın lehine, ABD’nin aleyhine mi işlediği sorusuna ise Bozkurt Aran, coğrafyanın ve insan zihninin kalıplarının sonucu olarak İran’ın mukavemet gücünün artmasının dengeyi farklılaştırdığını ifade etti. İran’ın altyapısı, ekonomik merkezleri ve sağlık sisteminin tahrip edildiğini, bu durumun toparlanmasının ise birkaç yıl alacağını sözlerine ekledi.

