1. Haberler
  2. Gündem
  3. Gazetecilik Suç Değil, Bir Toplum Hakkıdır!

Gazetecilik Suç Değil, Bir Toplum Hakkıdır!

Kadıköy'de dün toplanan gazeteciler ve vatandaşlar, artan tutuklamalara karşı "Gazetecilik suç değildir" diyerek basın özgürlüğü talep etti.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kadıköy’deki Mehmet Ayvalıtaş Parkı’nda, sağanak yağışa rağmen toplanan kalabalık, Gezi olaylarının 20 yaşında hayatını kaybeden ilk kurbanının adını taşıyan bu anlamlı mekânda bir araya geldi. “Gazetecilere Özgürlük” yürüyüşü için parkı dolduranlar arasında yalnızca basın mensupları bulunmuyordu; her yaştan, doğru ve tarafsız bilgiye ulaşma hakkını savunan onlarca kişi, olumsuz hava koşullarına rağmen bu çağrıya kulak verdi.

Parktan yükselen ve sıkça duyulan temel talep, uzun süredir içerde biriken bir hakikati haykırıyordu: “Gazetecilik suç değildir!” Bu ifade, son yıllarda defalarca dile getirilmesi elzem hale gelen bir slogan olmaktan öte, bir ülkenin demokrasiyle olan bağının en net göstergesidir.

Gazetecilere Yönelik Baskılar ve Son Örnekler

Türkiye’de gazeteciler, yayımladıkları haberler sebebiyle sıkça gözaltına alınıyor veya tutuklanıyor. Bu durumun en güncel örnekleri arasında Fatih Altaylı, Merdan Yanardağ, Şeker Bayramı’nda ailesini ziyaret için gittiği Tokat’ta gece operasyonuyla gözaltına alınan İsmail Arı ve evine onlarca polis ekibiyle gidilen Alican Uludağ yer alıyor.

Bu isimlerin ortak paydası, gerçeğin peşinde koşma kararlılıklarıydı. Dün gerçekleşen eylemde, yoğun polis ablukası altında tutuklu tüm gazetecilerin serbest bırakılması ve basın üzerindeki baskıların son bulması talep edildi. Ancak taleplerin karşılık bulmadığı ve barikatın kaldırılarak kısa bir yürüyüşe dahi izin verilmemesiyle, seslerin duymazdan gelindiği net bir şekilde gözlendi.

Basın Özgürlüğünün Daralma Süreci

Türkiye’de basın özgürlüğü, son 20 yıl içinde aniden ortadan kalkmadı. Aksine, aşama aşama ve çıkarılan çeşitli yasal düzenlemelerle daraltıldı. Bu sürecin başlangıcı, 2005 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile işaretlendi. Ardından 2018‘de RTÜK’ün yetki alanının genişletilmesiyle internet yayıncılığı denetim altına alındı. 2020‘de ise sosyal medya düzenlemeleriyle içerik kaldırma süreçleri hız kazandı.

Dezenformasyon Yasası ve Belirsizlik

2022 yılında hayata geçirilen “Dezenformasyon Yasası”, bu daralma sürecinin en kritik dönüm noktalarından biri oldu. “Halkı yanıltıcı bilgi” gibi oldukça muğlak bir suç tanımı sayesinde, gazetecilik mesleğinin icrası doğrudan riskli ve tehlikeli bir konuma sokuldu.

Uluslararası Kuruluşların Raporları

Bu vahim tablo, uluslararası raporlarda da net bir şekilde yansıtılıyor. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu gibi kuruluşlar, Türkiye’de baskının ana aracının yargı sistemi haline geldiğinin altını çiziyor. Gazetecileri Koruma Komitesi (Committee to Protect Journalists) ise gazetecilik faaliyetinin “kriminalize edildiğini” açık bir dille ifade ediyor.

Küresel ve Ulusal Kırılganlıklar

Günümüzde Türkiye, hem ekonomik hem de jeopolitik açılardan ciddi baskılarla yüzleşmektedir. Dünya genelinde ise ABD-İran arasındaki gerilim tüm küreyi tehdit etmeye devam ediyor. Uluslararası kuruluşlar, bu süreçte arka arkaya raporlar yayımlıyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), küresel ekonomide savaşlar, enerji krizi ve tedarik zinciri kırılmalarının etkisiyle büyümenin yavaşladığını ve enflasyonist baskıların arttığını gözler önüne seriyor.

Aynı zamanda Gıda ve Tarım Örgütü, gıda sistemlerinde “yapısal şoklar” meydana geldiğine, özellikle enerji ve gübre fiyatlarındaki yükselişin tarımsal üretimi doğrudan olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor.

Böylesine bir küresel manzara içinde, Türkiye’nin hassasiyeti daha da belirginleşmektedir. On yıllardır sürdürülen ithalata dayalı büyüme modeli, ülkenin enerji ve tarım sektörlerindeki dışa bağımlılığını pekiştirmiştir. Bunun doğal sonucu olarak, küresel krizler doğrudan iç piyasaya yansımakta; bu da daha yüksek enflasyon, daha düşük büyüme ve artan işsizlik gibi sorunları beraberinde getirmektedir.

Gazeteciliğin Susturulması: Demokrasiye Darbe

Sorunların tüm şeffaflığıyla konuşulması gereken tam da böyle bir kritik zaman diliminde, gazetecilerin susturulması sadece bir temel hak ihlali olmakla kalmıyor; aynı zamanda mevcut ekonomik ve toplumsal krizi daha da ağırlaştıran bir seçenektir.

Zira serbest bilgi akışı sağlanmadan, sağlıklı bir ekonomi yönetimi de gerçekleşemez. Şeffaflık eksikliği güven ortamının oluşmasını engellerken, güven olmadan da uluslararası veya yerel yatırımlar çekilemez.

Günümüzde gazetecilik faaliyeti giderek artan bir risk taşımaktadır. Halbuki gazetecilik bir suç değildir; tam tersine, kamu adına üstlenilen bir denetleme ve aydınlatma görevidir.

Medyanın susturulduğu bir ortamda, kaybeden sadece basın mensupları olmaz; tüm toplum bilgi eksikliği içinde kalır ve demokrasi de bu durumdan derin yaralar alır.

Gazetecilik Suç Değil, Bir Toplum Hakkıdır!
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter