1. Haberler
  2. Gündem
  3. Vasatlığın Hükümranlığı ve Kötülüğün Olağanlaşması: Sistemik Bir Kriz

Vasatlığın Hükümranlığı ve Kötülüğün Olağanlaşması: Sistemik Bir Kriz

Türkiye ve dünyada derinleşen krizler, vasatlığın iktidarı ve kötülüğün sıradanlığıyla toplumsal yapıda bugün tehlikeli bir eşiğe ulaştı.

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Deveye “Boynun neden eğri?” diye sorulduğunda aldığı “Nerem doğru ki?” yanıtı, Türkiye ve dünya genelinde son yıllarda yaşananları adeta özetler nitelikte. Zira mesele artık tekil olayların çarpıklığı olmaktan çıkıp, tüm sistemi kapsayan derin bir eğrilik halini almış durumda. Bu durum, insanlığın bugün ulaştığı tehlikeli eşiği gözler önüne seriyor.

Eğriliğin Yaygınlaşması: Yerel ve Küresel Manzaralar

Ülkemizde yalnızca gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklananlar, gizli tanıklar veya zorlama itirafçılar üzerinden aylarca cezaevinde kalan belediye başkanları ve yetkililer, yahut ihmaller ve görev aksaklıkları yüzünden cinayet boyutunda kazalar (Kartalkaya otel yangını, Dilovası’ndaki patlama, öğrenci yurdunda asansör düşmesi, Soma maden kazası ve daha nicesi) gibi ağır vakalar yaşanıyor. Bir bakanın hakkındaki suçlamalara cevap verme ve edindiği mal varlığının kaynağını açıklama yükümlülüğünü bir kenara bırakın, tapu bilgilerini sorgulayan memurun görevinden alınması dahi bu çarpık tablonun bir parçası. Bu örnekler tek başlarına dahi dehşet vericiyken, asıl ürkütücü olan, artık kimseyi şaşırtmıyor olmalarıdır.

Benzer bir manzara, küresel ölçekte de gözlemlenmekte. Gazze’de on binlerce insanın can verdiği saldırılar karşısında uluslararası sistemin büyük ölçüde sessiz kalışı, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik meşruiyeti olmayan askeri girişimleri, birkaç ay önce Trump’ın Venezuela’ya müdahale ederek Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırma girişimi; Küba’ya hiçbir meşru gerekçe olmaksızın onlarca yıldır uygulanan ambargolar, çifte standartlar ve güçlünün hukukunun giderek bir norm haline gelmesi… Bu liste daha da uzayıp gitmektedir.

Dönemin Ayırıcı Niteliği: Vasatlık ve Kötülüğün Sıradanlığı

Tüm bu olumsuzluklara karşı elbette tepkiler mevcut, ancak mevcut düzenin değişmediği aşikâr. Çünkü içinde bulunduğumuz bu dönem, iki temel kavramla açıklanabilecek bir noktaya doğru evriliyor: vasatlığın iktidarı altında yaşıyoruz ve kötülük hızla sıradanlaşıyor. Üstelik bu durum, sadece belirli yönetim biçimlerine özgü değil. Kendini “ileri demokrasi” olarak tanımlayan ülkelerden, melez demokrasilere ve otokratik yapılara kadar farklı derecelerde aynı eğilimin izlerini görmek mümkün. Sorunun kökeni, tekil siyasal krizlerin ötesinde, daha derinlemesine bir zihinsel ve kurumsal dönüşümde yatmaktadır. Peki, insanlık bu hale nasıl geldi? Yönetenler ile yönetilenler arasındaki uçurum böylesine nasıl derinleşti? Neden “görevini hakkıyla yapmama; etik değerleri göz ardı etme; başkasının haklarına saygı göstermeme; yanlışa itiraz etmek yerine susma” gibi tavırlar genel geçer bir tutum haline geldi?

Vasatlığın İktidarı Nasıl Yükselir?

Bu tür durumlarda, resmin bütününü kavramaya çalışmak daha faydalıdır. Yıllar önce okuduğum Alain Deneault’nun “Vasatlığın İktidarı” adlı eseri ve gazetede onunla ilgili kaleme aldığım yazı aklıma geldi. Şöyle özetlenebilir: Deneault’ya göre, vasat bir bireyin en önemli yeteneği, diğer vasatları kolayca tanımasıdır. Bu kişiler hızla birbirlerini bulur, birbirlerine alan açar, karşılıklı destekle büyüyen bir ağ oluşturur ve zamanla ortalamayı norm haline getirirler. Böylece vasatlık, bir eksiklik olmaktan çıkar ve uyulması gereken bir ölçüte dönüşür. Bu düzen bir anda belirmez. Sanayileşme, işbölümü ve uzmanlaşmanın aşırı parçalanmasıyla birlikte insanlar, ürettikleri işin bütününden koparlar. Ne yaptıklarını tam bilmeden üretir, sonuçlarını düşünmeden uygular, anlamını kavramadan tekrar eder hale gelirler. Bu süreçte sistem, hem aşırı nitelikli olanları hem de aşırı yetersiz olanları dışarı iter; geriye ise itaatkâr ve ortalama kalanlar kalır. Laurence J. Peter’ın ortaya koyduğu “Peter ilkesi” bu tabloyu tamamlar: İnsanlar yetkin olmadıkları pozisyonlara kadar yükselir ve kurumlar giderek ortalama yeterlilik düzeyine sıkışır.

Vasatlığın iktidarı, doğrudan bir baskı rejimi gibi çalışmaz; daha incelikli bir mekanizma kurar. “Düşünme,” “Uyum sağla,” “İtiraz etme” gibi talimatları doğrudan vermez ancak eğitimden başlayarak hayatın her alanında hissettirir. Yaratıcılık rahatsız edici bulunur, sorgulama bir tehdit olarak algılanır, farklı olan ise sistemin dışına itilir. Üniversitelerde, kamu kurumlarında, hastanelerde, şirketlerde benzer bir düzene rastlamak mümkündür. Sistem, sorgulamayan, uyum sağlayan, talimatları harfiyen uygulayan ortalama insanı tercih etmektedir.

Kötülüğün Sıradanlaşması Kavramı

İşte tam bu noktada Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı devreye girer. Arendt, Nazi bürokratı Adolf Eichmann’ın yargılanmasını takip ettiğinde karşısında şeytani bir canavar görmez; aksine sıradan bir memurla karşılaşır. Emirleri uyguladığını iddia eden, yaptığı işin sonuçlarıyla zihinsel bir bağ kuramayan, klişe cümlelerle konuşan biri. Arendt’in ulaştığı sonuç sarsıcıdır: Kötülük çoğu zaman fanatiklerden değil, düşünmeden itaat eden sıradan insanlardan doğar. Bürokratik yapılar sorumluluğu dağıtır, kullanılan dil gerçeği örter, prosedürler ise vicdanın yerini alır. Böylece kimse kendini suçlu hissetmez, herkes sadece görevini yerine getirdiğini düşünür.

Düşüncesizliğin Bedeli: Kötülüğün Normalleşmesi

Vasatlığın iktidarı ile kötülüğün sıradanlığı tam da bu noktada kesişir. Vasatlık, düşünme eylemini ortadan kaldırır. Düşüncenin olmadığı bir ortamda ise kötülük hızla normalleşir. İnsanlar, bir süre sonra kabul edilemez olanı kaçınılmaz, iğrenç olanı ise gerekli olarak görmeye başlar. “Ama…” ile başlayan cümleler çoğalır: “Yanlış ama şartlar böyle.” “Doğru değil ama mecburuz.” İşte o an, kötülük sıradanlaşır. Ve sonrası gerçekten bir çorap söküğü gibi peşi sıra gelir.

Bugünün Eşiği: Alışmak ve Sorgulamayı Bırakmak

Bugün belki de en tehlikeli eşikteyiz. Zira her biri son derece önemli olan olayları sıradan kabul etme eğilimi artıyor, kanıksıyoruz. Gazeteciler gözaltına alındığında, savaşlar “strateji” diye sunulduğunda, hukuk eğilip büküldüğünde, insanlar ölürken dünya sessiz kaldığında kısa bir süre konuşup ardından günlük hayatımıza devam ediyoruz. Kötülüğün sıradanlaşması tam olarak budur. Asıl tehlike, kötülüğün varlığı değil, ona alışmamızdır. Çünkü alıştığımız anda sorgulamayı bırakırız. Sorgulamayı bıraktığımız anda ise vasatlığın iktidarı tamamlanmış olur.

Devenin o sarsıcı yanıtı belki de bu yüzdendir. Her şey eğrildiğinde, “Boynun neden eğri?” sorusu anlamsızlaşır. Geriye tek bir soru kalır: Gerçekten düz olan ne kaldı?

Vasatlığın Hükümranlığı ve Kötülüğün Olağanlaşması: Sistemik Bir Kriz
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter