Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) Genel Başkanı Ergün Atalay, Orta Doğu’da gittikçe tırmanan çatışmaların son bulması amacıyla küresel sendikal hareketin önde gelen isimlerine önemli bir çağrıda bulundu. Atalay, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) Genel Sekreteri Luc Triangle ve Avrupa Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) Genel Sekreteri Esther Lynch’e hitaben kaleme aldığı mektupta, bölgedeki savaşın durdurulması için uluslararası camianın derhal harekete geçmesi gerektiğini vurguladı.
Orta Doğu’da Yükselen Kan Gölü: “Savaşa ve Sessizliğe Karşı Çağrı”
Atalay’ın “Savaşa ve Sessizliğe Karşı Çağrı” başlığını taşıyan mektubu, ITUC ve ETUC gibi global sendikal oluşumların dünya genelindeki çatışmaları sonlandırma konusunda daha aktif rol alması gerektiğini ortaya koydu. İran’a yönelik saldırıların jeopolitik çıkar hesapları ve yayılmacı hedeflerle bağlantılı olduğunu belirten Atalay, mevcut duruma ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bedelini tüm dünyanın ödediği akıl dışı bu savaş ve hedefler, şimdiden tüm Orta Doğu’yu kan gölüne çevirmiştir. Bölge halklarını büyük bir yıkıma sürüklemiş, küresel istikrarı bozmuştur. Yaşanan katliamlara, ekonomik ve sosyal krizlere rağmen Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği de dahil olmak üzere uluslararası kuruluşlar etkisiz tepkiler dışında eylemsizliğe ve sessizliğe gömülmüştür. Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nde başlayan çatışmalar ardından İran ve Lübnan ekseninde genişlemiş, karşılıklı misillemelerle tüm Körfez ülkelerini içerisine alarak, insanlık tarihinin en ağır insani ve küresel ekonomik krizlerinden birine dönüşmüştür. Bugüne kadar bebek, çocuk, kadın ve sivillerden oluşan on binlerce insan evlerinde, okullarında, iş yerlerinde bombaların hedefi olmuş ve katledilmiştir”
Siviller ve Çocuklar En Büyük Bedeli Ödüyor
Atalay, 28 Şubat tarihinde İran’ın Minab şehrindeki bir ilkokulun hedef alınmasını, insanlık tarihi için utanç verici bir olay olarak tanımladı. Küresel raporların, yaşamını yitirenlerin neredeyse yarısının kadın ve çocuklardan meydana geldiğini gösterdiğine dikkat çeken Atalay, bu insani trajediye dair şu tespitleri aktardı:
“Yüz binlerce insan yaralanmış ve vicdanlarımızda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açılmıştır. Uluslararası raporlar, ölenlerin yarısına yakınının çocuklar ve kadınlar olduğunu ortaya koymaktadır. Sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yeni doğan ölümleri de dramatik bir biçimde artmıştır. Enkaz altında hala binlerce insanın bulunduğu ve gerçek kayıpların açıklanan rakamların çok üzerinde olabileceği ifade edilmektedir. Saldırılar doğrudan sivil yaşam alanlarını, enerji ve diğer altyapı tesislerini hedef almaktadır. Fabrikalar, iş yerleri, hastaneler, okullar, enerji tesisleri, su altyapısı ve sanayi üretim alanları işlevsiz hale getirilmekte, istihdam olanakları yok edilmektedir. Eğitim sisteminin çökmesiyle bölgede yüz binlerce çocuk okulsuz kalmış, sağlık hizmetlerinin durmasıyla salgın ve hastalık riski ciddi boyutlara ulaşmıştır. Gazetecilere yönelik saldırılarda yüzlerce basın mensubu hayatını kaybetmiştir”
Ekonomik Yıkım ve Sendikaların Tarihsel Sorumluluğu
Atalay, harp halinin doğurduğu insani felaketlerin yanında ekonomik tahribatın da milyonlarca insanı sefalete sürüklediğini anımsattı. Üretim faaliyetlerinin durmasının ve altyapı sistemlerinin çökmesinin uzun soluklu krizlere zemin hazırladığını ifade eden Atalay, barış ve demokrasinin bulunmadığı bir çevrede işçi haklarının korunmasının imkansızlığına değinerek şunları vurguladı:
“Savaş sorumlularına karşı gösterilecek tepkinin dikkate alınmayan kınama mesajlarının ötesinde dünyanın her yerinde ortak bir sese ve somut adımlara dönüşmesi gerekmektedir. Barışı savunmak, insan onurunu korumak ve adaletsizliğe karşı sesimizi yükseltmek, aynı zamanda manevi sorumluluğunu taşıdığımız tarihsel görevlerimizden biridir. Sendikalar olarak gelecekte var olmak istiyorsak, bugün barış için tüm dünyada sesimizi güçlü ve kararlı bir şekilde yükseltmek zorundayız. Savaşların bedelini emekçiler, dar gelirliler, kadınlar, çocuklar ve siviller ödemektedir. Yıkılan fabrikalar, kapanan iş yerleri ve yok edilen üretim alanları yalnızca ekonomik kayıp değil, aynı zamanda milyonlarca insanın onurlu yaşam güvencesinin ortadan kalkması demektir. Biz barışın ve demokrasinin olmadığı yerde işçi haklarından ve sendikal haklardan bahsetmenin mümkün olmadığını çok iyi biliyoruz. Yeni nesillerin savaş koşullarında değil, haklarını, demokrasiyi ve dayanışmayı öğrenerek büyümesini istiyoruz.”
Acil Ateşkes ve Müzakere İçin Küresel Çağrı
Atalay, kaleme aldığı mektupta derhal bir ateşkesin sağlanması ve diplomatik müzakerelerin başlaması çağrısında bulunarak, uluslararası kuruluşların bu konuda süratle harekete geçirilmesi gerektiği yönündeki beklentisini şu ifadelerle dile getirdi:
“Bir emek örgütü olarak savaşın daha fazla yayılmadan sona ermesi, dünyada barışın, enerji güvenliğinin ve istikrarın tesis edilebilmesi için itidal, ateşkes ve müzakere çağrımızı bir kez daha yüksek sesle dile getiriyoruz. İnanıyoruz ki ITUC ve ETUC, haksız ve hukuksuz çıkar savaşlarına, vicdanlarımızı yaralayan katliamlara, akıl dışı işgallere ve ekonomik yıkıma karşı inisiyatif almaları çağrısında bulunduğumuz başta Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği olmak üzere tüm ilgili uluslararası kurum ve kuruluşları harekete geçirecektir.”
ÖLENLERİN YARISINA YAKINI ÇOCUKLAR VE KADINLARDAN OLUŞUYOR

