Cengiz Aytmatov, Türk edebiyat dünyasındaki büyük romancılarımızdan ayrı düşünülemeyecek, özel bir yere sahipti. Benim okuma serüvenimde, eserleri Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Sabahattin Ali, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Aziz Nesin ve Fakir Baykurt gibi usta isimlerin yapıtlarını okurken duyduğum samimiyet ve bağlılığı çağrıştırdı. Kaleme aldıklarının ruhumda bıraktığı iz, Türk edebiyatının dev isimlerinden aldığım tesirden hiçbir fark taşımıyordu. Aytmatov, edebiyatın asıl misyonunun “kendi varlığımızı kavramak, insanlık deneyiminin bütünlüğüne, insanlığın temel ülkülerine uygun insanların yetiştirilmesine çalışmak” olduğunu dile getirirdi. Bu derin felsefeyle, yapıtlarını insan kişiliğini derinlemesine çözümleyerek, belirtilen yüce hedeflere ulaşmak amacıyla oluşturdu.
Kırgızistan’dan Evrensel Bir Ses: Aytmatov’un Edebiyattaki Yeri
Onun devrime duyduğu minnetin bir yansıması olan *Öğretmen Duyşen* (İlk Öğretmenim), kendi halkına okuma-yazma imkanı sunan devrimin ilk öğretmenlerini yücelten bir yapıttır; tıpkı bizdeki Köy Enstitülü edebiyatçıların, eğitime olan vefalarını dile getirmeleri gibi. *Kopar Zincirlerini Gülsarı (Elveda Gülsarı)* adlı eseri ise, Tanabay’ın ölüm döşeğindeki asil atı Gülsarı’nın başucunda beklerken, hem kendi hem de kendisi gibi devrime inanç besleyen Kırgız gençlerinin yaşadığı ıstırapları aktarır; şiirsel bir dille işlenmiş bir özgürlük arayışının edebi ifadesidir.
Eserlerinde Yansıyan Temalar: Devrimden Aşka, Özgürlükten Barışa
“Lanet olsun sana savaş!” ana temasıyla işlenen *Toprak Ana*, toprağıyla dertleşen bir annenin yürek burkan hikayesi üzerinden yükselen, duygusal yüklü bir barış ve insanlık destanı, adeta bir kahramanlık senfonisidir. *Cemile*, bir çocuğun saf gözünden aktarılan ve Louis Aragon’a “Dünyanın en güzel aşk öyküsü” cümlesini söyleten, derin bir sevgi fırtınasını barındıran eseridir. *Selvi Boylu Al Yazmalım* romanı ise, “Emek olmadan sevginin olmayacağı, sevginin emek olduğu”nu tutkulu bir dille ifade eder. Aytmatov’un, “Türküler, eski çağlardan bizlere kalmış bildirilerdir” sözüyle özetlediği gibi, önceki nesillerden miras kalan deneyimlerin yansıtıldığı efsanelere, söylencelere ve masallara yaslanan *Gün Uzar Yüzyıl Olur (Gün Olur Asra Bedel)*, şahsen benim için Aytmatov’un zirve eseri, yani başyapıtıdır.
*Beyaz Gemi, Deniz Kıyısında Koşan Alaköpek, Dişi Kurdun Rüyaları, Deve Gözü, Erken Gelen Turnalar, Fuji-Yama, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Yüz Yüze, Oğulla Görüşme, Askerin Oğlu* gibi pek çok roman ve öyküsü de Türkçeye çevrilen Cengiz Aytmatov, devrimin kendi toplumu üzerindeki olumlu etkilerinin yayılması ve yaşamın daha iyi bir hale gelmesi için tüm gücüyle çalışan bir edebiyatçıydı.
“Mankurtizm”: İnsanlığın Yitimi ve Direnişi
Kaleme aldığı eserlerle insan yüreklerine dokunan, aşkı, sevgiyi ve derin duygular aracılığıyla gerçek bir insan olma yolculuğuna rehberlik eden hüznün büyük anlatıcısı Aytmatov, savaşın yıkıcı etkilerine karşı durduğu gibi, Sovyetler Birliği sisteminin içerdiği yanlışlıkları ve adaletsizlikleri de cesurca tenkit etmiştir. Kimi romanlarında bir Kırgız efsanesinden ilham alarak geliştirdiği “mankurtizm” kavramını dünya edebiyatına kazandırdı. Bu kavram, baskılar neticesinde bireyin kendi benliğinden vazgeçmesi, duyarsızlaşması, kişiliksizleşmesi, insanlığını yitirmesi, hafızasını kaybetmesi ve köleleşmesi durumunu simgeler. Mankurtlaşmayı aşarak özgürleşme, aynı zamanda insanlaşma gayretidir. Aytmatov’un romanlarında mankurtlara karşı yükselttiği bilgece düşünceler, her türlü sömürüye ve köleleştirmeye karşı vicdanın; emperyalist esarete karşı ise insanlığın yüksek sesli haykırışıdır.
Bir Yazarın Sorumluluğu: Milliden Evrensele Uzanan Ufuk
“Her yazar, bir ulusun evladıdır ve o ulusun yaşamını aktarmak, eserlerini kendi ulusal gelenek ve göreneklerini temel alarak zenginleştirmekle yükümlüdür. Benim önceliğim de budur, yani kendi milletimin geleneklerini ve yaşamını anlatırım. Ancak yalnızca bu noktada kalmak, sizi bir yere götürmez. Edebiyatın, ulusal yaşamı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de amaçları vardır. Yazar, görüş açısını ulusal sınırların ötesine genişletmeli ve ‘evrensel’ olana erişmek için çaba harcamalıdır. Başarılı bir yazar, ‘tipik insan’ı yaratma ustalığına erişen kişidir,” diyen Cengiz Aytmatov, Rus edebiyatı geleneğinden beslenirken, Kırgız edebiyatını zirveye taşıyan bilgeliğiyle hayatı aydınlatan, adaletsizliklere karşı güçlü bir ses olan büyük bir romancıydı.
20. Yüzyılın Yıldızlaşan Kalemi: “Yıldırım Sesli Manasçı”
“Yıldırım Sesli Manasçı” unvanıyla anılan Cengiz Aytmatov, 20. yüzyılın insanlık onuruna yakışır, gurur veren yüz akı bir edebiyatçısıydı.

