Geçtiğimiz hafta sonu İran tarafından İsrail’in güneyinde yer alan Dimona kentine düzenlenen füze saldırıları, uzun yıllardır süregelen tartışmaların odağındaki Negev Nükleer Araştırma Merkezi’ni tekrar kamuoyunun dikkatine sundu.
İsrail, bu tesisin resmi olarak yalnızca sivil ve bilimsel araştırma faaliyetleri için kullanıldığını iddia etse de, ülkenin nükleer silahlara sahip olduğu gerçeği uluslararası platformlarda “açık bir sır” şeklinde kabul görüyor.
Nükleer Kapasite ve Stratejik Belirsizlik
Tel Aviv yönetimi, nükleer silah programına dair “stratejik belirsizlik” olarak adlandırılan bir politikayı yıllardır muhafaza ediyor. Bu yaklaşım doğrultusunda, İsrail nükleer kapasitesini ne teyit ediyor ne de inkar ediyor.
Buna karşın, çok sayıda uluslararası rapor ve uzman analizleri, Dimona’daki söz konusu tesisin İsrail’in nükleer silah geliştirme sürecinde kilit bir rol oynadığını net bir şekilde gözler önüne seriyor.
Plütonyum Üretimi ve Tahmini Nükleer Envanter
Uluslararası Fissil Maddeler Paneli’nin 2013 yılında yayımladığı raporda, Dimona tesisinde nükleer silah üretimi için plütonyum elde edildiğinin yaygın bir kabul gördüğü ifade edilmişti.
Söz konusu raporda, bu plütonyumun ağır su reaktörlerinde doğal uranyumun işlenmesiyle temin edildiği vurgulandı.
Öte yandan, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) tarafından yapılan 2025 yılı değerlendirmesine göre, İsrail’in tahmini olarak 90 nükleer başlığa sahip olduğu düşünülüyor.
Dimona’nın İnşası ve Gizlenme Çabaları
Dimona tesisinin yapımına 1950’li yılların sonunda başlandığı, bu inşa sürecinde Fransa’nın mühim teknik yardımlar sağladığı genel bir bilgi olarak kaydedilmiştir. Ayrıca, Norveç’in 1959 yılında İsrail’e 20 ton ağır su sattığı da ortaya çıkmıştı.
1960 senesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail Büyükelçisi Ogden Reid’in bölge üzerinde gerçekleştirdiği uçuş esnasında tesisi fark ettiği, buna karşılık İsrailli yetkililerin bu yapıyı “tekstil fabrikası” olarak tarif ettiği belgelerde yer alıyor.
Vanunu İfşası ve Nükleer Sırrın Ortaya Çıkışı
1980’li yıllarda Dimona’da görev yapan teknisyen Mordechai Vanunu’nun kamuoyuna sızdırdığı fotoğraflar, İsrail’in nükleer kapasitesine dair en mühim kanıtlardan biri olarak kabul edildi. Sunday Times gazetesinde neşredilen bu görüntüler, tesisin uzun yıllardır nükleer silah üretimine elverişli bir altyapıya sahip olduğunu ifşa etti.
Alanında uzman isimler, tesisin yıllık bazda yaklaşık 10 nükleer bomba üretimine kafi gelecek materyali temin edebileceğini ileri sürdü.
İsrail’in Değişmeyen Resmi Tutumu
Bütün bu iddialara karşın, İsrail’in resmi duruşunda bir değişiklik yaşanmadı. 1960’larda görevde olan başbakan Levi Eşkol, “İsrail bölgeye nükleer silah getiren ilk ülke olmayacak” şeklinde bir açıklama yapmıştı. Bu prensip, sonraki hükümetler tarafından da benimsenerek tekrarlandı.
Eski Başbakan Binyamin Netanyahu da 2011 yılında gerçekleştirdiği bir beyanda, bu politikanın değişmeden sürdüğünü belirtmişti. Netanyahu, ilerleyen dönemlerde yaptığı başka bir konuşmada ise İsrail’i tehdit etme cüretini gösterenlerin benzer bir tehlikeyle karşı karşıya kalacağını dile getirmişti.

