İktidarın, muhalif belediyeler üzerindeki siyasi baskı ve kısıtlama girişimleri devam ediyor. Bu çerçevede, İzmir Büyükşehir Belediyesi (İzBB), uzun yıllardır mülkiyetinde bulunan bazı binalardan tahliye edilmek isteniyor. Ancak bu yapılar, sadece birer hizmet binası olmanın ötesinde, her biri İzmir’in köklü tarihiyle iç içe geçmiş derin bir geçmişe sahip.
Meslek Fabrikası: Kurtuluşun İzleri
Özellikle Halkapınar’da yer alan Meslek Fabrikası’nın İzmir’in kurtuluşuyla bütünleşen unutulmaz bir geçmişi bulunmaktadır. Bu yapılarla ilgili dayatma kararlar alarak bunları tatbik etmeye çalışan siyasi figürlerin ve ilgili mercilerin, acaba bu tarihi derinlikten yeterince haberdar olup olmadıkları merak konusudur. Biz hem o siyasetçileri hem de yeni nesil İzmirlileri, konunun ayrıntıları hakkında bilgilendirmek istiyoruz.
9 Eylül 1922 sabahı İzmir’e giriş yapan özgürlük kuvvetleri, Halkapınar Köprüsü’ne ulaştıklarında, yolun sol tarafında konumlanmış büyük bir binaya mevzilenmiş işgalci bir grubun ateşiyle karşılaştı. Ateş açılan bu yapı, o dönemde Tuzakoğlu un fabrikası olarak anılmaktaydı. Bina, kurtuluşun ardından, 1926 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla kamulaştırıldı ve mülkiyeti 1940’ta belediyeye geçti. Bir dönem DGM binası olarak da bilinen yapı, günümüzde Meslek Fabrikası adıyla hizmet vermektedir. Yaklaşık 200 bin İzmirli bu merkezde mesleki eğitim alarak iş sahibi oldu. Halkapınar Şehitliği’nde “Vatan ve Namus” yazısı altında yatan şehitler, işte İzmir’in kurtuluş gününün şehitleri olan Akşehirli Mehmet Çavuş, Antalyalı Hakkı Çavuş ve Nevşehirli er Seyyid Ahmet’tir. Bu 9 Eylül şehitleri, söz konusu yapının hemen bitişiğindeki şehitlikte yatmaktadır. Meslek Fabrikası binası üzerine yapılan tartışmalarda bu hakikatler asla göz ardı edilmemeli ve daima hatırlanmalıdır.
Diğer Tarihi Yapılar: Egemenlik Evi ve Gasilhane
Tartışma konusu olan bir diğer yapı ise, günümüzde Egemenlik Evi olarak bilinen binadır. Bu bina, İzmirlilerin destekleriyle kentin ilk belediye binası olarak inşa edilmiş ve yıllarca belediye başkanı makamı olarak hizmet vermiştir. Biz de eski bir İzmirli olarak, 50 yıl önce bu binada merhum belediye başkanımız İhsan Alyanak’ı ziyaret ettiğimizi ve kendisiyle görüştüğümüzü hatırlıyoruz. Gasilhane olarak bilinen yapı ise, tüm İzmir’e ve İzmirlilere hizmet sunan önemli bir tesistir. Adını taşıdığı fonksiyona uygun olarak belediye tarafından kamusal hizmetlerde kullanılmayı sürdürmektedir.
Belediye Mallarına Yönelik Siyasi Hamleler
Bu denli İzmir ve İzmirli ile bütünleşmiş yapıları, kentin ve kentlinin temsilcisi olan belediyeden almayı, daha doğrusu belediyenin kullanımına son vermeyi hedeflemek, akıl almaz bir yaklaşımdır. Bu durum, tamamen siyasi bir müdahale olup, belediyenin hizmet ve faaliyet alanını kısıtlama amacı güden bir adımdır. Oysa belediye de bir kamu kurumudur ve kamu hizmeti vermektedir.
Siyasetçilerin, özellikle de İzmir milletvekillerinin öncelikli görevi, kamu hizmetlerinin aksamadan sürdürülmesini temin etmek ve kolaylaştırmak olmalıdır. İstenirse kamu kurumları arasında mutabakat da sağlanabilir ve pek çok çözüm yolu bulunabilir. Siyasetçiler enerjilerini bu yöne harcamalıdır. Aslında bu çekişmeden iktidar partisi zarar görecektir. İktidar siyasetçilerinin bu durumu göz ardı etmelerini anlamak mümkün değildir.
İzmir’den Güçlü Destek Çağrısı
Yerel yönetimler, kentin ve sakinlerinin doğrudan temsilcileridir. Onlarla çatışmak ve direnmek, İzmir ile ve İzmirliler ile karşı karşıya gelmek demektir. İzmir ve İzmirli, bu haklı davalarında yerel yönetimin arkasındadır. Çünkü yerel yönetim, İzmir’in tarihi yapılarına sahip çıkmakta ve İzmirlinin hakkını savunmaktadır. İzBB Başkanı Cemil Tugay, tahliyenin ertelenmesinin yeterli olmadığını, konunun tamamen gündemden çıkarılması gerektiğini belirtiyor. Bu yerleri “şehrin belleği” olarak değerlendiren baro başkanımız Sefa Yılmaz, yapılanı “hukuksuzluk” olarak nitelendiriyor.
İzmir Barosu, Tabip Odası, TMMOB’ye bağlı meslek odaları, sendikalar ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti gibi kurumlar; bu konuda belediyeye desteklerini açıkça göstermişlerdir. Ancak iş dünyasının ise bu konuya karşı kayıtsız ve ilgisiz davrandığı gözlenmektedir. İzmir Ekonomi Kongresi Yürütme Kurulu (İEKKK) derhal bir araya gelmeli ve kent adına ortak bir tavır sergilemelidir. İzmir ve İzmirli, tüm kanaat önderleriyle birlikte tarihi yapılarına ve değerlerine sahip çıkılmasını beklemektedir.
Ege’de Bahar Festivalleri Başlıyor
Ege Bölgesi, baharın gelişiyle birlikte art arda şenliklere ev sahipliği yapmaya başlar. Bu festivallerin amacı, bölgenin yerel değerlerini ve güzelliklerini gözler önüne sermektir. Aynı zamanda baharın neşesini doyasıya hissetmektir. İşte bu bağlamda hafta sonu İzmir’e bağlı iki önemli ilçemizde festival heyecanı yaşanacak. Bu festivallerin ana odağı, yöresel tatları ön plana çıkaran gastronomi alanında yoğunlaşacak olmasıdır.
Urla Mart Dokuzu Ot Bayramı
Yerel bahar festivallerinin ilki bu hafta sonu Yarımada bölgesinde yer alan Urla’da gerçekleşecek. “Geleneksel Mart Dokuzu’nu Kutluyoruz” şiarıyla düzenlenen festivalin bu seneki teması “Doğadan Sofraya, Sürdürülebilir Bir Gecek İçin…” olarak belirlendi. Yarınki kortej yürüyüşüyle start alacak etkinlik, gün boyunca düzenlenecek atölye çalışmaları, söyleşiler ve kültürel gezilerle sürecek. Urla Belediyesi ile Urla Doğal Sofra Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği festivalin ev sahibi Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, festivale ilişkin şunları dile getiriyor: “Toprağıyla, rüzgârıyla, sofralarımıza ulaşan her lezzet kendi hikâyesini barındırır. Bizim bu festivalle hedeflediğimiz tam da bu hikâyeyi görünür kılmaktır. Mart Dokuzu Urla Ot Bayramı programımızda yürüyüş de var, müzik de var, söyleşiler de… Ama en önemlisi; geçmişten günümüze aktarılan köklü bir yaşam kültürü mevcuttur.”
Tire Gastronomi Şenliği
Bu hafta sonu bir başka festival Küçük Menderes havzasında, Tire ilçemizde gerçekleştiriliyor. Yeşil Tire, bizim de çok sevdiğimiz ve sıkça ziyaret ettiğimiz bir ilçemizdir. Tire Salı Pazarı’nın namı ilçe sınırlarını aşmış durumda. Derekahve, Değirmen, Kaplan Yaylası, Toptepe gibi mesire alanları ilgi odağı olmaktadır. Festival nedeniyle Tire’ye gideceklere, özellikle yöresel karambol oyununu ve oyun alanını ziyaret etmelerini tavsiye ederiz. 28-29 Mart tarihlerinde iki gün boyunca devam edecek festivalde, tanınmış şeflerin iştirakiyle mutfak atölyeleri, yerel ürün tatımları ve gastronomi sohbetleri yapılacak. Tire’nin zengin mutfak kültürü geniş kitlelere sunulacak. Tire Belediye Başkanı Hayati Okuroğlu, tüm yeme-içme tutkunlarını bu şenliğe bekliyor.
Tunç Soyer’den “Gelecek Olsun!” Kitabı
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski Başkanı Tunç Soyer, 4 Temmuz 2025 tarihinden bu yana cezaevinde tutuklu olarak bulunuyor. Kamuoyunca “kooperatif davası” olarak bilinen bir yargı süreci nedeniyle hakkında iddialar ileri sürülüyor.
Soyer, tutuklu kaldığı bu zorlu ve meşakkatli dönemi, adeta bir kişisel gelişim sürecine ve kendini yeniden inşa etme gayretine dönüştürmüş. Cezaevinde kaleme aldığı günlüklerini “Gelecek Olsun!” ismiyle kitap haline getirmiş. Kanalımızca son derece isabetli bir karar olarak değerlendirilmektedir.
Tunç başkanın Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan kitabını tek nefeste okuyup bitirdik. Eser, genel itibarıyla büyük bir aşkla bağlı olunan kente ve yaşama dair derin notlar içeriyor. Edebiyattan felsefeye, günlük yaşamdan siyasete uzanan göndermelerle; şehir yaşamı ve toplumsal düzen sorgulanıyor. İçinde bulunulan olumsuz koşullardan kurtulma yolları araştırılıyor; daha iyi bir yaşam ve dünya için çeşitli önerilerde bulunuluyor.
Silivri Cezaevi’nde tutulan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin eski genel sekreterlerinden değerli dostumuz Buğra Gökçe de cezaevi günlüklerini daha önce “22 Metrekare Gökyüzü” adıyla yayımlamıştı. Biz de o eseri bir solukta okumuş ve köşemizde değerlendirme fırsatı bulmuştuk.
Aslında biz bu eserleri bir nevi “tarihe düşülmüş notlar” olarak addediyoruz. Tunç başkanın, bu tür durumlarda kullanılan geleneksel “Geçmiş olsun” ifadesini “Gelecek Olsun” çağrısına dönüştürmesini de son derece manidar bulduk. Biz de bu değerli eserini yürekten kutluyor ve “Gelecek Olsun!” dileğinde bulunuyoruz.

