1. Haberler
  2. Gündem
  3. Semiha Berksoy: Yaşamını Sanatla Dokuyan Eşsiz Bir Ruh

Semiha Berksoy: Yaşamını Sanatla Dokuyan Eşsiz Bir Ruh

İstanbul Modern, Semiha Berksoy’un en kapsamlı sergisi “Tüm Renklerin Aryası”nı Ocak ayından bu yana 200’den fazla eserle sanatseverlere sunuyor.

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Cumhuriyetimizden bile daha uzun bir geçmişe sahip, çağının ötesinde bir öncü, minik bir kız çocuğu edasıyla hayata bakan; sürekli faal, içsel bir yanardağ gibi her an patlamaya hazır ve yeryüzünün tüm tonlarından daha zengin bir karaktere sahip olan Semiha Berksoy

Onun özünü en iyi anlatan kavram şüphesiz ‘yaratıcılık’ olmuştur. Yüreğini ve benliğini saran kıvılcım doruğa ulaştığında, içindeki şelale kendi sınırlarını aştığında ve hayal gücü hedefine kilitlendiğinde, onun olağanüstü yeteneği; ses, nota, çizgi, benek veya renk biçiminde; bir duygu kasırgası, bir kavram, bir düşünce ve bir eylem olarak ortaya dökülüyor, tüm varoluşuna yayılan eşsiz bir sanatsal ifadeye dönüşüyordu.

Opera, müzik, sinema ve tiyatrodan plastik sanatlara dek geniş bir yelpazede olağanüstü eserler vermiş bir sanatçı olmasının yanı sıra, Semiha Berksoy aynı zamanda benim yakın dostum, sırdaşımdı. Onu halen büyük bir özlemle anıyorum. Bereket versin ki, ocak ayından bu yana, sanatçının bugüne dek düzenlenmiş en kapsamlı sergisi olan İstanbul Modern’deki etkinlikle bu özlemimi bir nebze olsun dindirmeye çabalıyorum.

Sanatsal Bir Yolculuk: Sergi Deneyimi

Ocak ayından bu yana ‘Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası’ adlı sergiyi birkaç defa ziyaret etme imkanı buldum. Her seferinde yeni bir esinlenme ve farklı izlenimlerle ayrıldım. Bu yazıyı kaleme almamdaki temel sebep; zamanın hızla akıp gittiği gerçeğiyle, henüz bu eşsiz sergiyi görmemiş olanların mutlaka ziyaret etmeleri ve sanatın aydınlatıcı gücüyle karanlıkları geride bırakmaları çağrısıdır.

Öncelikle belirtmek isterim ki, serginin küratörleri ve benimsedikleri sergileme metodu gerçekten muhteşem! Sergi kataloğu da aynı derecede etkileyici. İstanbul Modern’in şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak, küratör Deniz Pehlivaner ve asistan küratör Yazın Öztürk alkışı hak ediyorlar… Onlar bu etkinliği sadece bir “sergi” olmaktan çıkarıp, adeta “teatral bir yolculuğa” dönüştürmüşler. Şüphesiz Semiha Berksoy bu yaklaşımı çok beğenirdi; zira onun kendi yaşamı ve eserleri zaten başlı başına birer teatral performanstı.

Sanatın Kalbinde Bir Mitoloji: Kendi Dünyasını Yaratan Kadın

Semiha Berksoy’u benzersiz ve tek kılan, onun düşünsel yaklaşımı ve yaratıcı üslubuydu. O, farklı sanat disiplinleri arasında bağ kurmayı, birini diğerinden besleyerek güç almayı, böylece birinden doğan ilhamla diğerini üretmeyi ve etkileşimi herkesten önce hayata geçirdi. Ve bu süreçte eşsiz bir süreklilik sergiledi.

Sergide dikkat çeken otoportrelerine ve beden resimlerine baktığınızda, kendi kimliğini opera karakterleriyle nasıl bütünleştirdiğini, hatta birinin diğerinin yerine geçtiğini fark edeceksiniz. Tüm bu eserleriyle kendi yaşamını adeta bir mitolojiye dönüştürmüştür.

Her bir tablo, her bir çizim sanki “sahnelenmiş bir oyun” gibidir; dramatik bir kurguya sahiptir. Kullandığı renkler, materyaller ve teknikler de bu gerçeğin kanıtıdır.

Onun yaşamı sanattı; kendisi de başlı başına bir sanat eseriydi. Sergide sunulan 200’ü aşkın eserin her biri bu tezi desteklemektedir.

“Zümrüdüanka” Otoportre, 1997.

Tiyatro, opera, müzik, edebiyat, resim ve heykel gibi sanat dallarını iç içe harmanlayarak, bitmeyen bir şevkle sanatını icra etti. Bu alanların tamamında, hiçbir taviz vermeden, tamamen kendi özgünlüğünü yansıtan eserler meydana getirdi.

Sıra Dışı Bir Yaşam: Topluma Meydan Okuyuş

Çevresine ve toplumsal yargılara meydan okuyarak, gelebilecek tepkileri umursamadan muazzam iç dünyasını dışa vurabilmesi; sıradışı olmayı cesaret ve keyifle benimsemesi; risk almaktan çekinmemesi; ve geçmişinin ihtişamına sığınmaması… Tüm bunlar onun dünyaya karşı duruşunun temel taşlarıydı.

Annesini henüz 8 yaşında kaybetmesi; babasına kaleme aldığı mektuptaki samimi üslubu; resimlerinde sürekli işlediği ölüm, yalnızlık ve aşk temalarını kendi yüzü ve bedeni aracılığıyla yansıtması… Bütün bunlar, onun bu meydan okuyuşunun birer parçasıydı. Babasının kendisine yönelttiği “Biraz ev hanımı ol” uyarısına verdiği yanıt ise oldukça düşündürücüdür:

“Sevgili Babacığım,

Sana bu mektubu yazarken gözlerimden şıpır şıpır yaşlar akıyor, benim izzeti nefsime çok dokundu. (…) Ciddi ve güzel konuşmak istiyorum baba. Bende sanata, sanat hayatına, sanatkârlığa karşı büyük bir meyil var. (…) Benim ruhumu sürükleyen, bende alev haline geçen bir şey var; o da sanat aşkıdır. Bunu biliniz babacığım. Bunu yapamadan ölsem bile mezarımda biten selvi ağaçları söyler. Ben bunu dünyada yaşadığım müddetçe idame ettireceğim.”
(Mektupların tamamı sergide yer almaktadır. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim.)

Annem ve Ben, 1974

Aşkın Sonsuz Gücü ve Sanatla Birleşimi

Semiha Berksoy’un hayatında aşk, daima merkezdeydi. Sanat tutkusunu ve yaşam coşkusunu yaratıcılığa dönüştürebilmesi için aşkın varlığı kaçınılmaz bir unsurdu.

Hiç aklımdan çıkmaz. Bir gün yine evinde sohbet ederken bana nişan yüzüğünü göstererek şöyle demişti: “Bak, nişanlandım; öyle aşığım ki aşktan ölebilirim. Tıpkı Tristan ve Isolde gibi.” O zaman 82 yaşındaydı, nişanlısı ise 92. Ve hemen orada, bana Isolde’nin aryasını söyleyerek, gözümün önünde adeta rol icabı “ölüverdi”.

Bu fırsatı değerlendirerek, “Peki, bu yeni aşk, önceki tüm aşkları silip attı mı?” diye sorduğumda, beklediğim yanıtı aldım:

“Aşk bir tanedir. İçinizdeki aşk tektir. Başlar, kimi zaman uyur kimi zaman uyanır. Şimdiki aşkın varlığında öncekiler de yaşar, şimdikinin ateşiyle ötekiler de alevlenir tutuşur.”

Kanımca, Semiha Berksoy için aşk nasıl tek bir kavramdıysa, yaşanmış ve yaşanmamış aşklar arasında da bir ayrım bulunmuyordu. O, tüm bu duyguları kendi içinde yeşertiyordu. Tıpkı sanatında olduğu gibi; çalıştığı alanlar ve ürettiği eserler değişse de, sanat tutkusu ve iç dünyasını yaratıcılıkla dışa vurma çabası hiç kesintiye uğramıyordu.

Yaratıcı dehasının, cesur ve çok yönlü kişiliğinin, sınırsız hayal gücünün ötesinde, Semiha Berksoy’un büyük bir şansı daha vardı: Özellikle yaşamının son dönemlerinde tüm varlığını annesine adayan Zeliha Berksoy gibi bir evlada sahip olması. “Bu sergiyi mutlaka ziyaret edin, bu eşsiz bir fırsat” derken, serginin sponsoru Flormar’a ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.

Semiha Berksoy: Yaşamını Sanatla Dokuyan Eşsiz Bir Ruh
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter