Sosyal bilimci Pierre Bourdieu’nün öne sürdüğü gibi, “Hukuk, daima güç ilişkilerinin kanunlaştırılmasından oluşmuştur.” Günümüzde ise Türkiye, bölgedeki emperyalist savaş ve saldırganlık ateşinde kavrulurken, halkın gündemini sarsıcı hukuki gelişmeler meşgul ediyor. Bu bağlamda, cumhurbaşkanı adayı konumundaki bir belediye başkanının seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma gibi temel hakları çerçevesinde gerçekleştirdiği yasal eylemlerin suç kabul edilerek, kendisinin “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” olmakla itham edildiği ve bir yılı aşkın süredir tutuklu olarak yargılandığı “İBB davası” tüm hızıyla devam ediyor.
İBB Davası ve Yargıdaki Endişeler
Bu büyük dava kapsamında, aralarında Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık gibi hayatını tehdit eden bir hastalıkla boğuşanların da bulunduğu, ana muhalefet partisinden belediye başkanları ve çoğunluğu belediye yetkililerinden oluşan toplam 407 kişi yargı önünde. Bu kişilerden 107’si tutuklu durumda. Yargılamanın temelini oluşturan 2 bin 900 sayfalık iddianame, hukuk dogmatiği, hukuksal norm analizi ve hukuk politikası açısından “maddi/fiili imkânsızlık” taşıdığı eleştirileriyle karşılaşıyor ve büyük ölçüde gizli tanık ifadelerine dayandığı ifade ediliyor.
Temel Hukuk İlkelerinin İhlali
Bu tür yargılamalar, toplumun hukuk, adalet, hakkaniyet ve bağımsız yargı anlayışını derinden sarsarken, hukuk güvenliği inancını da aşındırıyor. Zira söz konusu süreçler, hukuk güvenliği, hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı, doğal yargıç ilkesi, savunmanın bağımsızlığı gibi temel prensipleri; ayrıca masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı, suç ve cezaların şahsiliği ilkesi, tutuklamanın istisnai bir önlem olması kuralı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkını göz ardı eden ve ihlal eden uygulamalarla yürütülüyor.
Bir yılı aşkın süredir cezaevinde bulunan şüphelilere ve aile fertlerine uygulanan muameleler, keyfi nitelikteki yaptırımlar ve “suçun şahsiliği ilkesi” ile “masumiyet karinesi”nin göz ardı edilmesi, hukuki meselelerin ötesinde derin vicdani sorunlara yol açıyor. Bu durum, yargı mekanizmaları aracılığıyla siyasal yapıya ve muhalefete yön verme çabası olduğu yönündeki kanaati pekiştiriyor.
Anayasal ilkelere sıklıkla riayet edilmediği, parlamenter demokrasinin temel unsurlarının göz ardı edildiği bir yönetim biçiminin tesis edildiği, kuvvetler ayrılığı ilkesinin yanı sıra insan hak ve özgürlüklerini güvence altına alan kural ve mekanizmalardan soyutlanmaya çalışıldığı, tarafsızlık, bağımsızlık ve adaleti gerçekleştirme işlevlerinin sorunlu hale geldiği bir yargı sisteminin ortaya çıktığı bu ortamda, halk, ülke gündeminin söz konusu yargı süreçleriyle perdelendiği düşüncesini haklı bir şüpheyle takip etmektedir.
Böylesi koşullar altında, “hukuk devleti” mefhumunu kararlılıkla savunmak, sadece belirli bir siyasi partinin (CHP) ve mensuplarının değil, aksine tüm toplumun müşterek bir sorumluluğu olarak öne çıkmaktadır!
Hukuk Devleti: Temelleri ve Güvenceleri
Hukuk ideası, kanunlaştırma sürecinden doğsa bile, özünde “eşitlik”, “amaca uygunluk” ve “hukuk güvenliği” unsurlarını taşır. Bu unsurlar, insanın birey ve kişi olarak sahip olduğu özgürlük, güvenlik ve eşitlik ihtiyaçlarından beslenir. İşte bu gereksinimlerin hayata geçirilmesini nihai hedef olarak belirleyen ve temel değerler olarak benimseyen devlet de “hukuk devleti” olarak adlandırılır.
Bir hukuk devleti sistemi içinde, devletin gücü anayasa ile yasal zemine oturtulmuştur. Bu gücün hukuki çerçevesi, temel insan hak ve özgürlükleri tarafından belirlenir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden bağımsız ve eşit statüde, kanunlar dahilinde işlev görmesini öngören kuvvetler ayrılığı ilkesi tam anlamıyla uygulanır. Tüm vatandaşlara adil ve eşit davranış sergilenir.
Devlet Gücünün Sınırları ve Vatandaş Güvencesi
İdari makamların tamamı yasalara sıkı sıkıya bağlıdır. Her bireye, devlete karşı yargısal koruma hakkı tanınır. Devletin gücünü anayasaya ve mevcut yasalara aykırı kullanması halinde, bu durumdan mağdur olanlara tazminat hakkı sunulur. Devletin devreye sokacağı her türlü tedbirin “ölçülülük” ilkesine uygun olması esastır. En geniş tanımıyla, vatandaşlara “hukuk güvenliği” teminatı sunulur.
İktidar, hukuk aracılığıyla ve hukuka müracaat ederek teşkilatlanır. İktidarın görevi, hukuku/yasaları veya hukukun uygulanmasından kaynaklanan yargısal işlevi belirlemek ya da denetlemek değildir. Aksine, iktidarın tüm işlevleri hukukun kendisi tarafından belirlenir ve hukukun denetimine tabidir.
İktidarın Sınırı Hukuktur: Pollock’tan Bir Analoji
Ünlü Alman sosyal bilimci ve filozof Friedrich Pollock, hukukun bu hayati özelliğini, “Vücut için kemikler neyse, siyasal kurumlar için de hukukun önemi odur” sözleriyle ifade eder. Gerçekten de, bu kurumlar ve ilkeler bütünü, toplumsal düzenin devamlılığının, her bir yurttaşın (günlük yaşamını sürdürmekten başka bir derdi olmayan en sıradan bireyin dahi), varlığını ve yaşamını idame ettirmesinin, hak ve özgürlüklerinin keyfi müdahalelere karşı güvence altına alınmasının yegane teminatıdır!
Bu nedenle, bizler “hukuksuz bir devlet” anlayışını kesinlikle kabul etmiyoruz!
NEVAL OĞAN BALKIZ
Hukukçu, Akademisyen

