1. Haberler
  2. Gündem
  3. Dilek İmamoğlu’ndan Saraçhane’de Tahliyeler Sonrası Buruk Sevinç Mesajı

Dilek İmamoğlu’ndan Saraçhane’de Tahliyeler Sonrası Buruk Sevinç Mesajı

Dr. Dilek İmamoğlu, Saraçhane’deki 30. ADA buluşmasında İBB davası tahliyelerini değerlendirerek haksız tutuklamalara karşı adalet çağrısı yaptı.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

19 Mart sivil darbe olarak adlandırılan sürecin mağdurlarının yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), otuzuncu buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Bu önemli etkinlikte konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, İBB davasındaki tahliyeleri değerlendirirken, içeride haksız yere tutulanların mücadelesine devam etme çağrısı yaptı.

Saraçhane’de Dayanışma Çağrısı

Toplantıya, CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanvekili Nuri Aslan, çok sayıda milletvekili, gazeteci, sanatçı ve geniş bir vatandaş kitlesi katılarak destek verdi.

Aile Dayanışma Ağı’nın otuzuncu basın açıklamasını, iktidarın kumpas olarak nitelediği süreçle özgürlüğü elinden alınan, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP ile 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi, aynı zamanda sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu okudu.

“Aile Dayanışma Ağı buluşmamız için bugün yine Saraçhane’deyiz” sözleriyle konuşmasına başlayan Dilek İmamoğlu, katılımcılara şu sözlerle teşekkür etti: “Dayanışmayı büyüttüğünüz, bu mücadeleyi hep birlikte güçlendirdiğiniz ve toplum vicdanının sesi olduğunuz için hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Bu mücadele; adalet için, demokrasi için, ülkemizin geleceği içindir.”

Adalet Mücadelesinin Zorlu Yüzü

Bir yılı aşkın süredir alışılmadık günlerden geçildiğini belirten İmamoğlu, akla ve vicdana sığmayan günler ve aylar yaşadıklarını ifade etti. “Çok büyük haksızlıklarla, yalanlarla, iftiralarla karşılaştık; ne yazık ki karşılaşmaya da devam ediyoruz. Uzun zamandır tek bir günümüz bile gerçekten normal geçmiyor” dedi.

Ömründe hiçbir yasal problemle karşılaşmamış, adliye yüzü görmemiş insanlar için artık her sabah Silivri’ye gitmenin “yeni normal” haline geldiğini vurgulayan İmamoğlu, “Sevdiklerimizi görebilmek, onların yanında olduğumuzu hissettirebilmek, konuşamasak da aynı havayı solumak için her gün 80 kilometreden fazla yol kat ediyoruz. Her duruşma günü, daha gün doğmadan yola çıkan, saatlerce yolculuk yapan, gün boyunca ayakta bekleyen aileler var. Akşam olduğunda ise yine aynı yorgunlukla evlerine dönüyorlar. Bu artık istisna değil, birçok aile için hayatın parçası haline getirilmiş bir yük” şeklinde konuştu.

Bu zorluğun çocuklar için de çok ağır olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, anne veya babasını görmek uğruna okulundan geri kalmayı göze alan, küçük yaşta mahkeme kapılarında beklemeyi öğrenmek zorunda kalan çocukların varlığına işaret etti. “Bir çocuğun, annesine ya da babasına kavuşabilmek için böyle bir gerçekle karşı karşıya kalması kabul edilebilir değil. Anne babalar için de öyle. İlerlemiş yaşına, sağlık sorunlarına, yorgunluğuna rağmen sadece evladının yüzünü bir an olsun görebilmek için o yolu gelen anneler, babalar var” diyerek ailelerin çektiği çileye vurgu yaptı.

Evlat özleminin hiçbir yorgunlukla kıyaslanamayacağını dile getiren Dilek İmamoğlu, mahkeme salonu girişlerinde yaşanan anları da anlattı: “O ilk anda herkes sevdiklerine sesini duyurmaya çalışıyor. Ben buradayım diyor. Seni seviyorum, seninle gurur duyuyorum diyor. Her bir ağızdan çıkan o sesler zamanla birleşiyor, tek bir ses oluyor. Özlemin, dayanışmanın, hak, hukuk ve adalet arayışının ortak sesi haline geliyor.” Ailelerin büyük bir duygu yoğunluğu yaşadığını, sevdiklerine reva görülen adaletsizliği izlemek zorunda kaldıklarını ve her geçen gün özlemin, kalp sızısının arttığını belirtti.

Buruk Bir Sevinç: Geç Gelen Adalet

“Dün, 18 kişinin içinde bulunduğu tahliye kararları hepimizi sevindirdi. Bir ailenin daha kavuşması, bir çocuğun annesine sarılması, bir babanın evladına ulaşması herkes için çok kıymetlidir. Ve bu kararları, hakkı teslim etmek adına açıkça kayıt altına almak gerekir” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak açıkça söylemek gerekir ki geç gelen adalet; adalet değildir. Tahliye edilmesi gereken insanların aylarca özgürlüğünden mahrum bırakıldıktan sonra serbest kalması, yaşanan haksızlığı ortadan kaldırmaz.”

Her tahliyenin, aslında hiç yaşanmaması gereken bir mağduriyetin geç de olsa son bulması anlamına geldiğini ifade eden Dilek İmamoğlu, “Çünkü hakkında kesin hüküm olmayan hiç kimsenin hayatından geri dönüşü olmayan zamanları çalmaya kimsenin hakkı yoktur. Evet, bugün tahliye edilenler için sevindik; ama sevincimiz buruk. Çünkü içeride haksız yere tutulmaya devam edilen herkes için öfkemiz aynıdır. Tutukluluğunun devamına karar verilenler, hukuki değil fiili bir cezalandırmaya maruz bırakılmaktadır. Suçsuz yere bir insanın bir gün, hatta bir saat bile özgürlüğünden mahrum bırakılması büyük bir vebaldir” ifadelerini kullandı.

Hukuk Devleti İlkeleri Ayak Altında

Bugün insanların, haklarında kesinleşmiş bir hüküm bulunmadan aylarca tutuklu kaldıklarına dikkat çeken İmamoğlu, bunun hukuk devleti ilkesiyle izah edilemez olduğunu ve masumiyet karinesinin açıkça hiçe sayıldığını belirtti. “Tutukluluk artık istisnai bir tedbir değil, peşin cezalandırma yöntemine dönüştürülmüştür. Mahkeme salonlarında hukuk değil, insanların hayatını karartan bir anlayış işletilmektedir” şeklinde konuştu.

Savunmasını yapmış, hakkında somut bir suç unsuru ortaya konmamış ve masumiyet karinesi geçerli olan herkesin vakit kaybedilmeksizin tahliye edilmesi gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, yargılamanın tutukluluk üzerinden değil, hukuk devleti prensiplerine uygun olarak tutuksuz yapılması gerektiğini savundu. “Anneler evladından, çocuklar anne babasından, eşler birbirinden koparılmaktadır. Bunun adı adalet değildir. Bunun adı hukukun araçsallaştırılmasıdır” diyerek durumun ciddiyetini gözler önüne serdi.

Aile Bağları Hedef Alınıyor İddiası

Bu tablonun yalnızca mahkeme salonlarıyla sınırlı olmadığını dile getiren Dilek İmamoğlu, yargılama sürerken bir yandan da operasyonların devam ettiğini söyledi. Aynı yöntemlerle, görüntü servisleriyle ve medyada karalama kampanyalarıyla hukuksuzluğun yaygınlaştırıldığını ve bu sürecin artık bizzat aileleri de hedef aldığını belirtti. Kendi yaşadığı süreci örnek vererek şunları söyledi: “Dün, hiçbir somut suç unsuru ortaya konulmamışken, iki kez yapılan tüm testlerin sonucu açıkken, abim Ali Kaya hakkında tutukluluğun devamı istendi.”

Diğer ağabeyi Cevat Kaya’nın da aylardır sebepsiz yere tutuklu bulunduğunu ve hakkındaki hiçbir iddianın kanıtlı olmadığını, sadece dedikodular ve söylentiler yüzünden tutukluluğunun devam ettiğini anlatan İmamoğlu, “Bunu hukukla açıklamak mümkün değildir. Bir insan hakkında açık, tartışmasız, ortaya konmuş bir suçlama yoksa; özgürlüğünden mahrum bırakılması neye dayanıyor? Neye göre veriliyor bu kararlar? Suç yok, isnat edilen suça karşı delil yok, ikna edici bir gerekçe yok! Ama buna rağmen insanların özgürlükleri elinden alınabiliyor” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Ölçünün kaçtığını ve sınırın aşıldığını belirten Dilek İmamoğlu, meselenin artık yalnızca suçu değil, “bir yakınlığı cezalandırmaya” dönüştüğünü savundu. “Bir insanın, sadece bir ailenin parçası olduğu için böylesine ağır bir muameleyle karşı karşıya bırakılması kabul edilemez. Bugün geldiğimiz noktada aile bağı neredeyse başlı başına bir şüphe sebebi gibi ele alınıyor. Aynı soyadını taşımak, aynı evin evladı olmak bir insanı hedef haline getiremez. Hukuk bunu yapmaz, hukuk bunu meşrulaştıramaz” dedi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan operasyonda neredeyse tüm ailenin toplu şekilde gözaltına alındığını, İBB iddianamesinde ise aynı kurumda çalışmanın bir örgüt faaliyeti olarak gösterilmeye çalışıldığını örnek veren İmamoğlu, “Sınırları belirsiz, kapsamı keyfi, etkisi ailelerin tamamına yayılan bir anlayış dayatılıyor. Böyle bir anlayış adalet üretmez; yalnızca daha büyük bir toplumsal yaraya dönüşür. Böyle bir yargılama sistemini kabul etmiyoruz” diyerek bu duruma karşı duruşlarını net bir şekilde ifade etti.

Şeffaflık Talebi ve Sağlık Sorunları

Sürecin başından itibaren davaların TRT’de canlı yayınlanmasını talep ettiklerini ve tüm siyasi partilere bu çağrıyı yaptıklarını hatırlatan İmamoğlu, “Her şeyin şeffaf olmasını istedik; ama herkesin kulağı sağır kaldı. Sesimizi duyan yok. Neredesiniz? Adalet için birlikte durmanın tam vakti bu değilse, ne zaman?” diye sordu. Sağlık durumu ağır olan tutuklulara reva görülenlerin de bu tablonun ayrılmaz bir birleşeni olduğunu, insanların suçsuz yere cezalandırılmıyormuş gibi sağlıklarının da tehlikeye atıldığını ekledi.

“Bir insanın hayatının, canının hiç mi kıymeti yok?” diye soran Dilek İmamoğlu, tüm tutukluların ihtiyaç duydukları sağlık hizmetini alabilmeleri ve tam teşekküllü hastanelere nakledilmeleri gerektiğini belirtti.

Mücadeleye Devam Mesajı

Otuzuncu haftayı geride bırakırken, içeride haksız yere tutulan son kişi de özgürlüğüne kavuşana kadar, adaletin hukukun temeli olacağı günleri yaşayana kadar mücadelelerinin süreceğini vurgulayan İmamoğlu, “Aile Dayanışma Ağı’nın gelecek buluşmasında görüşmek üzere hepinize teşekkür ediyorum” diyerek konuşmasını tamamladı.

Sinem Keleş Akgün’den Hukuksuzluk Vurgusu

Dilek İmamoğlu’nun ardından söz alan İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün eşi ve avukatı Sinem Keleş Akgün, konuşmasına “Bugün buraya sadece bir eş olarak değil, aynı zamanda bu dosyadaki hukuksuzlukları ilk andan itibaren, tam gözaltı anından itibaren ve dün akşam duruşma salonuna kadar bizzat deneyimleyen bir avukat olarak geldim” sözleriyle başladı.

“Bugün burada sadece bir eş olarak değil, hukuksuzlukları size tek tek anlatacak bir av

Dilek İmamoğlu’ndan Saraçhane’de Tahliyeler Sonrası Buruk Sevinç Mesajı
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter