İktidara yakınlığıyla bilinen HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın, çalışma yaşamına dair açıkladığı “grevsiz ve eylemsiz bir hayat” hayali, işçi hakları savunucuları arasında büyük tepkiye yol açtı. Arslan, işçi-işveren ilişkilerinin uzlaşma temelinde yürütülmesi gerektiğini ve toplumsal barışı tesis etmek için kavgasız, grevsiz ve eylemsiz bir çalışma ortamını arzuladığını ifade etti. Ancak Türkiye’de işçi sınıfının ağır ekonomik koşullar altında yaşam mücadelesi verdiği, emekçilerin sefalet ücretlerine mahkum edildiği bir dönemde, bir işçi sendikası başkanından gelen bu tür bir açıklama, hem akılcılık hem de ahlaki değerler açısından insan onuruna aykırı bulunuyor.
Arslan’ın Daha Önceki Beyanları ve Unutulmayan Gerçekler
Geçtiğimiz yıl HAK-İŞ’in 50. kuruluş yıldönümü kutlamalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karşısında bulan Arslan, asgari ücretlilerin ve emeklilerin acil sorunlarını bir kenara bırakarak dönemin iktidarına övgüler yağdırmıştı. Arslan, AKP’li Cumhurbaşkanı’nın yüzüne bakarak şu sözleri sarf etmişti:
“Türkiye sendikal hareketine önemli bir nefes aldırdınız. Allah sizden razı olsun. Uzun yıllar 1 Mayıs’lar kaos, kavga, çatışma, cop vs. şeklinde anılırken ilk kez cesaretle 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü getirdiniz ve tatil ettiniz, emekçileri mutlu ettiniz, Allah da sizi mutlu etsin!”
Bu açıklama yapılırken, Anayasa Mahkemesi’nin 12 Ekim 2023 tarihli toplantısında, Taksim’in emekçilerin ortak belleği olduğunu belirtip işçilerin 1 Mayıs’ta burada toplanmasına ilişkin yasağın bir hak ihlali olduğuna karar verdiği gerçeği, Arslan tarafından göz ardı edilmişti. Oysa ki, Erdoğan’ın başbakanlığı dönemindeki ilk hükümetin, 2003’te iktidara gelir gelmez attığı ilk adımın, çalışanların keyfi işten çıkarılma endişesi olmadan çalışmasını sağlayacak olan İş Güvencesi Yasası’nı ertelemek olduğunu hiç unutmadık.
24 yıllık AKP iktidarı boyunca emekçilerin korkunç boyutlarda yoksullaştırıldığını, işsizliğin zirve yaptığını ve Taksim’e çıkmak isteyen emekçilerin yıllardır polis engeliyle karşılaştığını, yerlerde sürüklendiğini ve yüzlerce vatandaşın gözaltına alındığını da hiç akıllarımızdan çıkarmadık.
Grev Hakkı: Demokrasinin Temel Taşı
Türk hukuk sistemine bir sosyal hak olarak grev, ilk kez 1961 Anayasası ile dahil oldu. 1963’te yürürlüğe giren Sendikalar Kanunu ile Türkiye’de işçilere ilk defa yasal olarak grev hakkı tanındı. Günümüzde ise grev hakkı, Anayasa’nın 54. maddesi ile güvence altına alınmış, işçilerin toplu iş sözleşmesi sürecinde bir uyuşmazlık durumunda ekonomik ve sosyal durumlarını korumak amacıyla işi bırakmalarını düzenleyen temel bir haktır.
Demokratik ve özgürlükçü toplumlarda en vazgeçilmez haklardan biri olan grev hakkını, sanki bir çatışma kaynağıymış gibi sunmak, iyi niyet barındıran bir tavır olarak değerlendirilemez. Tarih boyunca hangi sömürü düzeni, gereken mücadele verilmeden, eylemler yapılmadan sona ermiştir ki?
Sömürücü sermaye karşısında emekleriyle yaşam mücadelesi veren işçi sınıfının elindeki en mühim direniş ve korunma araçlarından biri grevdir. Sermaye ile emek arasındaki tarihsel kavgada, yüzyıllara dayanan bir mücadelenin sonucunda elde edilmiş, dokunulmaz bir haktır.
Sendikal Mücadelenin Ruhuna Yabancılaşma
“Birlikte çalışma ve barışı inşa etme” gibi kavramlar üzerine konuşanların öncelikle işçi sınıfını iliklerine kadar sömürenlere yaltaklanmayı bırakması gerekir. Görünüşte işçileri ve emekçileri temsil ettiği iddia edilen ancak gerçekte iktidar sahiplerine yanaşanların sendikal mücadeleye verdiği zarar açıkça ortadadır.
Emek tarihine “sarı sendikacılık” kavramının utancını taşıyanlar, iktidara yakın durarak üye sayılarını artırma gayretindeyken, diğer yandan toplu iş sözleşmelerinde işçiyi zarara uğratmaktadır. Türkiye’de işçi hakları, ancak sendikacılığın işveren baskısının bir uzantısı haline gelmesine yol açan sahte sendikacılar deşifre edilip dışlandığında gerçek anlamda müdafaa edilebilecektir. Hakiki sendikalar, örgütlü emek gücü, toplu iş sözleşmesi ve grev aracılığıyla işçilerin haklarını arayacak, emek sömürüsü ancak güçlü eylemlerle gemlenebilecektir.
Kapitalizm Varsa Mücadele de Sürecektir
Tarihin en büyük mücadelelerinden biri olan emeğin sermaye ile kavgası ise kapitalizm var olduğu sürece sürmeye devam edecektir.

