1. Haberler
  2. Gündem
  3. İranlı Hıristiyanların İstanbul’daki Gizli Yaşamı ve Misyoner Ağlar

İranlı Hıristiyanların İstanbul’daki Gizli Yaşamı ve Misyoner Ağlar

İstanbul’daki gizli ayinler, İranlıların rejim baskısı nedeniyle Anglikanlık ve antik Pers kimliğiyle yaşadığı dönüşümü gözler önüne seriyor.

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2010’lu yıllarda İstanbul, Cezayir kökenli bir Fransız kadın diplomatla yazarın tanışmasına sahne oldu. Bu diplomatın, kendisinin *Cemil* adını verdiği, derin kültüre sahip bir Fars ile evli olduğu ortaya çıktı. Fransa’da tanışıp evlenen çiftin hikayesi dikkat çekiciydi; sosyolog Cemil, İran’daki pazar araştırma şirketini geride bırakarak diplomat eşinin farklı ülkelere atanan görevlerinin peşinden dünyayı dolaşmaktaydı. İran’ın molla rejimine karşı yoğun bir nefret beslemesine rağmen, Cemil’in kaçak olmadığı, ülkesine sık sık gidip geldiği belirtiliyordu. Yazar, onun boş duracak biri olmadığını ve hatta bu seyahatlerinde İran ya da Fransa’nın gizli servisleri için istihbarat topluyor olabileceği ihtimalini düşündüğünü ifade ediyor.

Türkiye’deki görev sürelerinin ardından Rusya’ya taşınan çiftle yazarın bir daha görüşme imkanı olmadı.

Cemil’in İran Demografisi Üzerine Tespitleri

Yazar, İran’a duyduğu derin ilgiyi büyük ölçüde Cemil Bey’e borçlu olduğunu dile getiriyor. Demografik yapısı oldukça karmaşık olan bu ülke hakkında çarpıcı saptamalar yapan sosyolog Cemil, özellikle İran’da giderek artan internet sitelerini inceleyerek şu yorumlarda bulunuyordu: “Gençler arasında dine yönelim azaldı.” Cemil, Fars kimliğinin düşüşte, antik Pers kimliğinin ise yükselişte olduğunu vurguluyordu. Hatta, “Sitelerin *yüzde sekseni* İran’dan *Persya* diye söz ediyor, Pers simgeleri kullanıyor ve satır aralarında, molla rejiminin karşısına antik Pers uygarlığını koyuyor” şeklindeki gözlemini paylaştı. Ayrıca, internet sitelerinin *yüzde onu*nun doğrudan ateist içerikli olduğunu, dinci sitelerin oranının ise yalnızca *yüzde beşe* düştüğünü ekledi.

Laleli’deki Gizemli Ayin

Bir pazar günü Cemil, yazara “Hıristiyanlığı kabul edip Türkiye’ye sığınan İranlı gördün mü hiç?” diye sordu. Yazarın olumsuz yanıtı üzerine Cemil, onu “ilginç bir ayine” götüreceğini söyledi. Saat tam *16:00*’da Laleli’deki bir Ermeni kilisesine giden ikili, kiliseyi dolduran şık, zevkli ve pahalı giyimli kadınlı erkekli bir kalabalıkla karşılaştı. Topluluğun ellerinde İncil’ler vardı ve yanlarında çocukları bulunuyordu. Sunağın önüne yerleştirilen büyük bir ekranda, fonunda uhrevi bir Fars müziği eşliğinde, çocuklar için hazırlanan İsa’nın hayatını anlatan bir çizgi film gösterilmeye başlandı. Cemaat, Farsça ilahiler eşliğinde el ele tutuşuyordu. Katolik olmadıkları açıkça anlaşılan bu topluluğun hangi Hıristiyan mezhebine geçtiği merak konusu olurken, Cemil bu soruya “Bilmiyorum, ben ateistim” diyerek güldü. Cemil, bu ayinleri İstanbul’daki İranlı arkadaşlarından duymuş ve merakla araştırmıştı.

Anglikan Misyonunun Yeraltı Yapılanması

İlahilerin sona ermesinin ardından, ekranın arkasından ilk bakışta İranlı olmadığı belli olan, *elli yaşlarında*, uzun boylu, ince bir papaz sahneye çıktı. Yazar, bu kişinin İngiliz olduğunu öğrenince, merak ettiği mezhebin Anglikan olduğunu tahmin etti. Cemil, İran’dan Türkiye’ye uzanan geniş misyonerlik ağının işleyişini detaylarıyla öğrenmişti. Kilisede bulunan herkesin, İran’daki misyonun gizli yapılanması içinde Anglikanlık yoluyla Hıristiyanlığa geçmiş bireyler olduğunu belirtti. İran’da din değiştirmenin cezasının *idam* olması nedeniyle, vaftiz törenleri ve ayinler son derece gizli bir şekilde yürütülüyor, misyonun faaliyet gösterdiği yerler de sır olarak saklanıyordu.

Papazın Laleli’deki Ermeni kilisesinde Farsça “pazar hutbesi” verdiği sırada, Cemil yazarı sıralarda dolaşarak şeker dağıtan orta yaşlı bir kadınla görüştürdü. Cemil, Fransızca-Farsça çevirmenlik görevini üstlendi. Belini bulanık kır saçları sevimli bir örgüyle toplanmış olan kadın, yaşadıklarını hızlıca şöyle aktardı: “Kocam Hıristiyan olduğumu öğrendi. Din değiştirdiğimi yetkililere ihbar edecekti. Hemen kaçmam gerekti. Misyon beni sınırdan geçirdi, İstanbul’a getirdi. *Bir yıldır* buradayım. İltica başvurum yapıldı. Ankara’daki bürodan (*BM olmalı*) hangi ülkeye gönderileceğimi bekliyorum.”

Hıristiyanlaşan Kürt Topluluğu

Ayinin bitiminde, yazar başkalarıyla da konuşmak için biraz daha kalmak istese de, Cemil kendisine “Saat *17:00*’de Kürtlerin ayini başlıyor” bilgisini verdi. Bu bilgi yazar için şaşırtıcı oldu: “Ne? Kürtler mi?” Cemil, evet, Hıristiyanlığa geçen Kürtlerin de bulunduğunu ve onların da her pazar aynı kilisede bir araya geldiğini doğruladı. Kilisenin, din değiştiren her etnik gruba pazar günü birer saatlik ibadet süresi ayırdığı anlaşıldı. Yazar Kürtlerin ayinini de takip etmek istese de, Cemil’in isteksizliği nedeniyle yalnız kalmayı tercih etmedi.

On Yıl Sonra Gelen İtiraf: Yazmama Kararından Dönüş

Dönüş yolunda Cemil, yazara “Gördüklerini yazacak mısın?” diye sordu. Yazar için, İran’dan Türkiye’ye yayılan misyoner ağı, İngiliz papaz gibi unsurlar gerçekten de önemli bir haber değeri taşıyordu. Dahası, Türk yetkililerin bu durumdan habersiz olması düşünülemezdi. Ancak yazar, bunu basına yansıttığı takdirde din değiştiren insanları hedef göstermiş olacağını düşündü. Bu nedenle, Cemil’e “Ben muhbir değilim, yazmayacağım” şeklinde yanıt verdi. Ancak yazar, *on yılı aşkın süredir* tuttuğu sözü bugün bozduğunu belirtiyor. Bu kararı almasında *iki* temel nedenin yattığını açıklıyor: İlk olarak, bu tanıklığın artık kimseye zarar vereceğini düşünmüyor. İkinci olarak ise, bu gerçek hikayeyi, İran’ın güncel saldırılarla doğrudan hedef alınmasından çok önce, *onlarca yıldır* misyonerleri ve casusları aracılığıyla nasıl sinsi bir “emperyalist abluka” altında olduğunu gözler önüne sermesi açısından oldukça önemli buluyor.

Üçüncü bir etken olarak yazar, Türkiye’deki egemen zihniyetin çıkarması gereken bir dersin altını çiziyor: İnsanlar, zorla empoze edilen her türlü düşünce ve uygulamadan zamanla uzaklaşır, hatta bunlardan nefret etme noktasına gelirler. Şayet ortak bir payda olarak din zorla dayatılırsa, kişiler dinden uzaklaşmakla kalmayıp, karşıt gördükleri inançlara dahi yönelebilirler.

Günümüzde İran’dan kaçmayı reddederek İsrail ve ABD emperyalizmine karşı mücadele eden İranlı Farslar, Kürtler ve Türkler; aslında Şii Müslümanlığını değil, kadim İran’ı, vatanlarını, dillerini ve *binlerce yıllık* Persya kimliğini savunuyorlar. Eğer başarılı olurlarsa, molla rejimini de ortadan kaldıracakları öngörülüyor.

Bu durum üzerinde düşünmenin faydalı olacağı belirtiliyor.

İranlı Hıristiyanların İstanbul’daki Gizli Yaşamı ve Misyoner Ağlar
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter