1. Haberler
  2. Gündem
  3. Trump’ın Çaresiz Hamleleri: Dünya Düzeni İçin Çürük Tahta!

Trump’ın Çaresiz Hamleleri: Dünya Düzeni İçin Çürük Tahta!

İran operasyonunun ilk ayında Trump ve Netanyahu, ittifak desteğinin kaybı ve yaklaşan seçimler nedeniyle derin bir siyasi çaresizlikle karşılaştı.

Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırının üzerinden tam bir ay geçti ve bu süreç, iki saldırgan gücün belirgin bir çaresizlikle karşı karşıya kaldığını ortaya koydu. Böylesi zor durumlar genellikle tehlikeli sonuçlar doğurur; akılcı yaklaşımları bir kenara iterek, bu çıkmazdan kurtulmak adına her türlü yönteme başvurulmasına yol açar. Ancak, Başkan Trump’ın bu durumda hangi yola başvuracağı ise henüz meçhul, zira bu belirsizlik kendisine de hakim.

Mevcut vaziyet o denli ciddi bir hal almış durumda ki, kara mizah bile bu duruma karşı bir çözüm üretemiyor. Trump kaynaklı olarak art arda gelen “son dakika” haberleri, birbiriyle tutarsızlık gösteriyor ve her biri bir öncekinden farklı bir tablo çiziyor. Öyle ki, sunduğu en “rahatlatıcı” haberin hemen ardından zihinlerde şu soru beliriyor:

  • Acaba en sert saldırıya mı hazırlanıyor?

Bu makalenin kaleme alındığı ana kadar, Trump’ın İran’a 6 Nisan’a kadar süre tanıdığına dair haber hâlâ geçerliliğini koruyordu.

“Çürük Tahta” Metaforu ve Siyasi Gelecek

Anadolu insanının veciz bir şekilde ifade ettiği gibi: “Çürük tahta çivi tutmaz!”

Trump, artık dünya düzeni açısından “çürük tahta” niteliğindedir. Bu çürük tahtaya ne kadar sağlam çivi çakmaya çalışılırsa çalışılsın, hiçbirinin sağlam bir şekilde tutunması mümkün görünmüyor.

Üçüncü kez başkan olma hayalleri kurarken, mevcut başkanlığının üçüncü yılını tamamlayıp tamamlayamayacağı bile tartışılır bir hale gelmiştir. Önümüzdeki kasım ayında ABD’de ara seçimler, İsrail’de ise genel seçimler yapılacak. Trump’ın yanı sıra, İsrail Başbakanı Netanyahu da hukuki bir seçimde yenilgiye çok yakın bir konumda bulunuyor.

Demokrasi Sözü ve Vaat Edilenin Tersine Dönüşüm

Trump, İran’a demokrasi getireceği iddiasıyla yola çıkarken, ironik bir biçimde ABD’nin kendi kuralları içindeki “demokrasiyi” ortadan kaldırmıştır. Başka bir deyişle, rejim değişikliği İran’da değil, ABD’nin kendisinde gerçekleşmek üzeredir.

Seçim süreci boyunca ülkesine ve dünya kamuoyuna verdiği başlıca söz şuydu:

  • Savaşları bitireceğim!

Ancak bu sözü yerine getirmek bir yana, yeryüzünde savaşsız bir bölge bırakmamıştır.

ABD Dış Politikasında Radikal Değişim

Amerika Birleşik Devletleri, Soğuk Savaş sonrası dönemdeki tüm uluslararası müdahalelerinde, Irak’tan Afganistan’a kadar iki temel unsura dikkat ediyordu:

  1. Uluslararası meşruiyet.
  2. Uluslararası ittifak.

Uluslararası meşruiyet sağlama sürecindeki başlıca araçları Birleşmiş Milletler ve NATO idi. Bu platformlardaki gücünü kullanarak alınan kararları etkiliyor, böylece eylemlerine meşru bir zemin kazandırıyordu. Ancak şimdi, bu iki kurumu da tamamen göz ardı ederek adeta “çöpe atmış” ve bu “çöplükte deşinir” bir vaziyet sergilemektedir.

Uluslararası ittifak arayışını, başka bir güce gerçekten ihtiyaç duyduğu için değil, attığı adımların destekçilerinin çok olduğunu göstermek amacıyla isterdi. Örneğin, 2003 yılında Irak’ın işgali sırasında ABD Savunma Bakanlığı’nın verilerine göre, bu ülkeye 127 bin Amerikan askeri girmişti. Bu askeri güce, diğer ülkelerden önemli katkılar sağlanmıştı: İngiltere 11 bin, İtalya 2 bin 754, Polonya 2 bin 500, Ukrayna 1650, İspanya 1300, Hollanda 1198, Romanya 783, Güney Kore 657, Bulgaristan 485, Danimarka 409, Honduras 370, El Salvador 360, Çekya 317, Dominik 302, Macaristan 300, Azerbaycan 151, Norveç 150, Litvanya 150, Nikaragua 115, Moğolistan 100, Litvanya 100, Filipinler 97, Slovakya 85, Arnavutluk 72, Gürcistan 70, Estonya 43, Makedonya 31, Kazakistan 29 ve Yeni Zelanda 9 askerle bu operasyona katılım göstermişti.

Bağdat’a girdiğinde ilk olarak petrol bakanlığını işgal eden ABD’nin, elbette 9 Yeni Zelanda askerine fiilen bir gereksinimi yoktu. Bu durum, “Ben Irak’a bir ittifakla girdim” mesajını vermek amacıyla önemsenmiştir. O dönemdeki işgalde Türkiye’nin konumunu, “Irak Bataklığında Türk-Amerikan İlişkileri” başlıklı 456 sayfalık kitabımızda detaylıca ele almıştık.

Rıza Üretiminden Dayatmaya Geçiş

ABD’nin dünya egemenliği hedefine dayalı adımlarının meşru bir yanı olamaz. Ancak burada vurgulamak istediğimiz nokta şudur: Emperyalist adımlarını eskiden göreceli bir rıza üretimine dayalı olarak atıyordu. Hiç değilse İngiltere ile Kıta Avrupası’nı kendi safına çekmeyi başarıyordu. Şimdi ise, bu rızayı doğrudan dayatmaya kalkışıyor.

Milyonların Zulme Boyun Eğmesi ve Değişim İhtiyacı

Asıl mesele, bir kişinin milyonlara zulmetmesi değil; milyonların o bir kişinin zulmünü kabul etmesi, ona boyun eğmesi ve sesini çıkarmamasıdır. Bu durum sadece ABD için değil, dünyanın her ülkesinde geçerli olan evrensel bir gerçektir.

Dünya, bir zalimin karşısında adeta çaresiz kalmış durumdadır. Ancak bu, uzun süre sürdürülebilecek bir vaziyet değildir; başka bir deyişle, sürdürülebilir olmaktan uzaktır. İnsanlığın artık yeni bir devrime şiddetle ihtiyacı var.

Trump’ın Çaresiz Hamleleri: Dünya Düzeni İçin Çürük Tahta!
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter